Trump'ın İran Stratejisi Değişti: ABD Hedeflerine Ulaşamadı mı?
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik beş haftadır devam eden saldırıları, Tahran'ın askeri kapasitesine önemli darbe vurmuş olsa da, savaşın henüz sonuçlanmadığı ortaya çıktı. Donald Trump yönetimi, İran'ın donanması, hava savunması ve füze altyapısının büyük bölümünü hedef alarak güç projeksiyonunu zayıflattığını iddia ediyor. Ancak, ülkenin hâlâ balistik füze ve insansız hava aracı kapasitesini koruduğu belirtiliyor.
Stratejik Hedeflere Tam Ulaşılamadı
Operasyonun başlıca hedefleri arasında İran'ın nükleer programının tamamen durdurulması, vekil güçlerin faaliyetlerinin kesilmesi ve rejimin zayıflatılması yer alıyordu. Fakat, bu hedeflere tam olarak ulaşılamadığı gözlemleniyor. Nükleer programın devam etmesi, vekil güçlerin sınırlı da olsa etkinliğini sürdürmesi ve rejimin ayakta kalması, ABD'nin stratejik başarısını sorgulatıyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, operasyonun henüz "yarı yoldan öteye" geçtiğini ifade ederken, ABD Başkanı Donald Trump ise savaşın ana amacının İran'ın bölgesel güç projeksiyonunu tamamen ortadan kaldırmak olduğunu açıkladı. Bu açıklamalar, çatışmaların devam edeceğine işaret ediyor.
"Plansız" Başlayan Operasyon
İngiltere merkezli The Times gazetesine göre, 28 Şubat'ta başlatılan "Destansı Öfke Operasyonu", yeterli hazırlık yapılmadan hayata geçirilmiş izlenimi veriyor. Trump, ilk aşamada İran'ın nükleer silah edinmesini engellemeyi hedef olarak belirlerken, aynı zamanda İran halkını rejime karşı ayaklanmaya çağırdı. Bu söylem, operasyonun örtük hedeflerinden birinin rejim değişikliği olduğunu ortaya koydu.
ABD Savunma yönetimi, hedefler arasında füze programının, donanmanın ve güvenlik altyapısının yok edilmesini sayarken, Trump buna İran'ın vekil güçlere verdiği desteğin kesilmesini de ekledi. Ancak, bu hedeflerin tamamına ulaşılamaması, operasyonun etkinliğini tartışmaya açıyor.
Sonuç olarak, Trump'ın değişen İran stratejisi, ABD'nin bölgesel hedeflerine tam olarak ulaşamadığını gösteriyor. Yenilgiyi kabulleniş olarak yorumlanabilecek bu durum, uluslararası arenada diplomasi ve güç dengelerini yeniden şekillendirebilir.



