UAEA, Buşehr Nükleer Santrali'ne Yakın Saldırıları Doğruladı: 75 Metre Mesafede Vuruldu
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail'in İran'daki Buşehr Nükleer Enerji Santrali'ne yönelik saldırılarını doğruladı. Ajans, yeni uydu görüntüleri üzerinden yapılan analizlere dayanarak, santral yakınında gerçekleşen saldırılardan birinin, tesisin çevresine sadece 75 metre mesafede vurulduğunu kaydetti.
Grossi'den Ciddi Uyarı: Radyoaktif Sızıntı Riski
UAEA Başkanı Rafael Grossi, açıklamada yer alan görüşlerinde, büyük miktarda nükleer yakıt içeren ve faal durumdaki Buşehr santralinin yakınında devam eden askeri faaliyetlerin ciddi bir kazaya yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu. Grossi, bu tür olayların İran ve ötesindeki insanlar ile çevre için zararlı sonuçlar doğuran radyoaktif sızıntısına neden olabileceğini vurguladı.
Hedeflerin niteliğinden bağımsız olarak, nükleer tesislere yönelik saldırıların nükleer güvenlik açısından gerçek bir tehlike oluşturduğunu belirten Grossi, bu tür eylemlerin durdurulması gerektiğini ifade etti. Ayrıca, nükleer tesislerin ve çevresindeki alanların asla hedef alınmaması gerektiğinin altını çizdi.
Santral Zarar Görmedi Ancak Saldırılar Devam Ediyor
UAEA'nın 5 Nisan'da alınan uydu görüntülerinin analizine göre, Buşehr Nükleer Enerji Santrali'nin şu ana kadar zarar görmediği aktarıldı. Ancak, santralin İran'ın güneyindeki Basra Körfezi'nde bulunduğu ve son dönemde sık sık hedef alındığı biliniyor.
Buşehr Nükleer Enerji Santrali, 4 Nisan sabahında ABD ve İsrail tarafından düzenlenen saldırılarda hedef alınmıştı. Saldırı sonucunda santraldeki güvenlik personelinin hayatını kaybettiği belirtilmişti. Bu olay, santralin 28 Şubat'tan bu yana dördüncü kez ABD-İsrail saldırılarının hedefi olması anlamına geliyor.
UAEA'nın açıklaması, bölgedeki gerilimin artması ve nükleer güvenlik risklerinin ciddiyeti konusunda uluslararası toplumun dikkatini çekmeyi amaçlıyor. Grossi'nin uyarıları, nükleer tesislere yönelik askeri faaliyetlerin potansiyel olarak yıkıcı sonuçlarına dikkat çekerek, diplomatik çözüm çağrılarını güçlendiriyor.



