Bulut Tohumlama İzmir'de Yeniden Gündemde: Kuraklığa Çare mi Riskli Teknoloji mi?
Bulut Tohumlama İzmir'de Yeniden Gündemde

İzmir'de Kuraklıkla Mücadelede Bulut Tohumlama Tartışması Yeniden Alevlendi

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, yaz aylarında planlı su kesintilerine yol açan şiddetli kuraklık karşısında, halk arasında "yağmur bombası" olarak bilinen bulut tohumlama yöntemini gündeme getirdi. Başkan Tugay, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na resmi başvuruda bulunduklarını açıklayarak, bu tartışmalı teknolojinin yeniden Türkiye'nin gündemine oturmasına neden oldu.

Bulut Tohumlama Nedir ve Nasıl Çalışır?

Bulut tohumlama, uçaklar veya yerden fırlatılan roketler aracılığıyla gümüş iyodür, tuz parçacıkları veya kuru buz gibi maddelerin bulutlara enjekte edilerek yağış oluşumunu tetikleme girişimidir. Bu yöntem, teoride bulutlardaki su damlacıklarının birleşerek yağmur veya kar halinde yere düşmesini hızlandırmayı amaçlıyor.

Bilimsel Veriler Ne Diyor? Etkinlik Oranları Düşük

Dünya genelinde yapılan bilimsel araştırmalar, bulut tohumlamanın etkinliği konusunda karışık sonuçlar ortaya koyuyor. ABD Hükümet Hesap Verebilirlik Ofisi'nin 2024 raporuna göre, tohumlama sonrası ek yağış oranı yüzde 0 ile yüzde 20 arasında değişiyor, ancak bu etkinin kesin olarak ölçülmesi oldukça zor. Avustralya'da yapılan denemelerde ise tohumlama sonrası kar yağışında yüzde 3 ila yüzde 14'lük bir artış gözlemlenmiş, fakat bu rakamlar beklentilerin oldukça altında kalmıştır.

Habertürk Meteoroloji Mühendisi Hüseyin Öztel, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: "Bulut tohumlama ile yağış yüzde 15-20 bile artsa, bu Ankara örneğinde 20 mm'lik yağışın 24 mm'ye çıkması anlamına gelir. Ancak kritik sorun, bu ek yağışın istenen yere düşüp düşmeyeceğidir. Baraj yerine geçirimsiz yüzeylere yağabilir veya tarım arazileri yerine dağlara düşebilir."

Yöntemin Önemli Riskleri ve Sınırlamaları

Bulut tohumlamanın uygulanabilmesi için bir dizi kritik ön koşulun sağlanması gerekiyor. Öncelikle uygun meteorolojik koşulların oluşması şart: yeterli nem içeren bulutlar, belirli açılarda esen üst seviye rüzgarları ve uygun sıcaklık katmanları. Bu ideal koşulların her zaman mevcut olmaması, yöntemin etkinliğini ciddi şekilde kısıtlıyor.

Yöntemin çevresel ve etik riskleri de bulunuyor:

  • Çevresel kirlilik: Gümüş iyodür kalıntıları su havzalarında kirliliğe yol açabilir.
  • Kontrol edilemeyen yağış: Yağışın nereye düşeceğini kontrol etmek mümkün değil; bir bölgeye fayda sağlarken başka bir bölgede sel riskini artırabilir.
  • Adalet sorunu: Bir bölgeye "çekilen" yağışın, normalde başka havzalara düşecek yağışı azaltabileceği yönünde etik ve hukuki tartışmalar mevcut.

Uzmanlar Kalıcı Çözümleri Öneriyor

Meteoroloji uzmanları ve çevre mühendisleri, kuraklıkla mücadelede daha kalıcı ve sürdürülebilir çözümlere odaklanılması gerektiğini vurguluyor. Bu çözümler arasında:

  1. Yağmur suyu hasadı sistemlerinin yaygınlaştırılması
  2. Atık su geri kazanım tesislerinin artırılması
  3. Şebekelerdeki su kayıp-kaçak oranlarının azaltılması
  4. Su tasarrufu bilincinin toplum genelinde yaygınlaştırılması

Hüseyin Öztel, bu konuda çarpıcı bir tespitte bulunuyor: "Altyapı ve yağmur suyu hasadı yapmadan, düşecek 20 mm suyun ancak 2-3 mm'sini kullanabiliyoruz. Kayıp ve kaçak oranları yüzde 20 ila yüzde 60 gibi inanılmaz seviyelerdeyken, bulut tohumlama ile ek yağış aramak yerine mevcut kaynakları verimli kullanmaya odaklanmalıyız."

İzmir'de başlayan bu tartışma, iklim değişikliğiyle birlikte artan kuraklık tehdidi karşısında Türkiye'nin su yönetimi politikalarını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Bulut tohumlama gibi teknolojik müdahaleler mi, yoksa altyapı iyileştirmeleri ve su tasarrufu gibi kalıcı çözümler mi önceliklendirilmeli sorusu, önümüzdeki dönemde daha sık gündeme gelecek gibi görünüyor.