Erol Güngör Neden Hâlâ Önemli? Fikirleri Güncelliğini Koruyor
Erol Güngör Neden Hâlâ Önemli? Fikirleri Güncel

Dr. Yunus Şahbaz / Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi

Erol Güngör: Türk Düşünce Dünyasının Özgün Sesi

Türk tefekkür dünyasının seçkin ve özgün isimlerinden biri hiç şüphesiz Erol Güngör'dür. 24 Nisan 1983'te henüz 45 yaşında vefat eden Güngör için ölümünden hemen sonra ve aradan geçen 43 yıl boyunca pek çok yazı, kitap ve organizasyon düzenlenmiştir. Son yıllarda Erol Güngör'e olan ilginin yeniden arttığı gözlemlenmektedir. Özellikle 2026 yılı, Güngör anmalarının ve sosyal medyada onun hakkındaki paylaşımların yoğunlaştığı bir yıl olmuştur. Peki bu ilgiyi neyle ve nasıl açıklamalıyız?

Az Okunan, Çok Anılan Bir Düşünür

Açık bir gerçek var: Erol Güngör, çokça konuşulan ve özlemle anılan bir isim olmasına rağmen nispeten az okunmaktadır. Bunun ilk sebeplerinden biri, Güngör'ün kitaplarının Türk düşünce dünyası açısından yoğun metinler olmasıdır. Diğer bir sebep ise, ilk kitabının yayımlanmasının üzerinden 51, son kitabının yayımlanmasının üzerinden ise 44 yıl geçmiş olmasıdır. Günümüzde kültürel tüketim nesnelerinin mümkün olduğunca kısa, sesli ve görsel unsurlara indirgendiği düşünülürse, insanların fikren yoğun kitapları okuması giderek zorlaşmaktadır. Bu bir mazeret değil, durum tespitidir.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Bir diğer neden, Güngör'ün çok fazla sloganik yazmamasıdır. Diğer birçok düşünürle kıyaslandığında, kısa ve akılda kalıcı sloganlara Güngör'de pek rastlanmaz. Bu nedenle, özellikle sosyal medya gönderilerinde ihtiyaç duyulan mottolar, Güngör külliyatında nadirdir. Dolayısıyla, Güngör'ün fikirlerine başvurmak veya ondan alıntı yapmak için eser miktarda da olsa Güngör okumak gerekir. Ne yazık ki bu da her geçen gün azalan bir rutine dönüşmüştür.

Kültürün Güncelliği

Öte yandan, Güngör'ün başta kültür olmak üzere Türkiye'nin meselelerine dair fikirleri hâlâ özgünlüğünü ve güncelliğini korumaktadır. Belki de onun yeniden yoğun şekilde gündeme gelmesinin esas sebebi budur. Özellikle kültür meselesi, Güngör için oldukça kıymetlidir ve kendisi tüm yazdıklarının esas amacının çağdaş bir Türk milli kültürü kurmak ve bunun yollarını aramak olduğunu söyler. Bu, zannedildiği gibi soyut ve teorik bir mesele değildir; kültür, hayatın her alanına nüfuz eden dinamik bir olgudur.

Türkiye'nin bir milli kültür kurmasını gerektiren sebepler değişmiş olabilir, ancak bu gereklilik hâlâ geçerlidir. 1970'ler ve 80'lerde milli kültür, zararlı fikir ve akımlara karşı bir gereklilik olarak görülüyordu. Bunu sadece sol veya sosyalizm olarak anlamamak gerekir. Güngör'ün temel çıkış noktası, bu ülkenin sorunlarını ve Türk modernleşmesinin problemlerini yine bu ülkenin dinamiklerine ve birikimine dayanarak çözmektir. Kendisinin milliyetçi çizgide bir aydın olmasına rağmen İslâmın Bugünkü Meseleleri gibi bir kitap yazmasının sebebi budur. Güngör, 1980'lerde sağlıklı bir modernleşme yaşayamayan ve bu yüzden yükselişe geçen İslami hareketleri görmüş; bu hareketlerin bir şekilde Türkiye'ye de sirayet edebileceğini öngörmüştür. Türkiye'nin din konusu başta olmak üzere birçok noktada sağlıklı bir modernleşme yaşamadığını bildiği için, bu hareketlerin Türk tefekkür dünyasına ve toplumuna sirayet edebileceğini ve Türkiye'nin meselelerinin farklı merkezlerdeki uyanış hareketleriyle çözülmeye çalışılacağını düşünmüştür. Bu nedenle Güngör, kısaca, din ve modernleşme sorunları başta olmak üzere, Türkiye'nin sorunlarına Türk aydını ve uleması çareler üretmelidir demektedir.

Doğru Teşhis, Doğru Çözüm

Güngör'ün 1970'ler ve 80'lerde fikri düzeyde dikkat çektiği süreçlerin bir kısmını 1990'larda tecrübe ettik. Ancak günümüzdeki kültürel sorunlar, 80'lerden ve 90'lardan farklı bir noktadadır. 2000 öncesinde kültürel inşa ve kültür yozlaşması için üniversiteler hedef halindeyken, sonraki on yılda liseler ve artık günümüzde ortaokul ve hatta ilkokul seviyesinde tehlike çanları çalmaya başlamıştır. Dolayısıyla kültürel sorunlara ve kültür değişmelerine ilişkin parametreler değişmiş, ancak çözüm büyük oranda Güngör'ün çizdiği noktada durmaktadır.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

İster sözlü, ister yazılı, ister görsel düzeyde olsun, kültürün farklı momentleri değişirken bunların toplumsal katmanları etkilemesi kaçınılmazdır. Bunlara karşı toptan reddiyeci bir tavır içinde olmak, yani teknik ve teknoloji düşmanlığı yapmak ne gerçekçidir ne de sorunlara çare üretmekten uzaktır. Nitekim Güngör de isabetli bir şekilde teknoloji düşmanlığına savrulmaz; hatta Ziya Gökalp'in aksine, kültür ve medeniyet unsurlarının birbirinden bağımsız olmadığını savunur. Gerek medeniyet gerek teknolojik unsurlar bakımından Güngör için aslolan, yerli bir milli kültürün kurulması ve bu unsurların milli kültür süzgecinden geçirilerek yerli kültüre uyarlanmasıdır. O halde yerli ve güçlü bir milli kültür olmadığı sürece başta gençler ve çocuklar olmak üzere tüm toplumun kültürel bir erozyona uğraması kaçınılmazdır.

Dolayısıyla, Erol Güngör neden hâlâ önemlidir sorusu, Güngör'ün dikkat çektiği meselelerin hâlâ güncel ve can yakıcı olmasıyla ilgilidir. Güngör'ün kendi döneminde aydınlar ve üniversite üzerinden yaptığı tahliller, dikkat çektiği sorunlar günümüzde ilkokul çağındaki çocukların sorunlarına kadar inmiştir. Burada şu yanlış da yapılmamalıdır: Gelişmiş modern toplumlarda da benzer sorunlar görülüyor ve bunlar modernleşmenin tipik olumsuz sonuçlarıdır gibi bir mantık yürütmek doğru değildir. Doğru olan, bu tür sorunların temeline inmek ve dil, kültür, eğitim gibi konularda milli kültürü inşa ve güçlendirici politikalar geliştirmektir. Bu politikalara yön ve rota çizecek fikir adamlarımız ve 200 yılı aşkın bir modernleşme tecrübemiz vardır.

Paradigma İnşası

Modernleşmenin özellikle siyasi kabullerinin sorgulandığı ve uluslararası sistemin, normların yeniden tanımlandığı bir dönemde kültürün ve kültürel unsurların da yeniden tanımlanması kaçınılmazdır. Türkiye de son yıllarda, özellikle eğitim ve kültür konusunda kadim değerler üzerinden yeniden bir inşa sürecine girmiş bulunuyor. Ne yazık ki yaşadığımız acı olaylar da bu inşa sürecinin ne kadar acil ve gerekli olduğunu kanıtlamıştır. Erol Güngör'ün tekrar gündeme gelmesi de, bu inşa sürecinde başvurulabilecek en önemli referans metinleri kaleme almış olmasından kaynaklanıyor olabilir. Dolayısıyla, erken yaşta vefat eden Güngör fikirleriyle yaşamaya devam ediyor; umulur ki son dönemdeki bu ilgi, geçici bir heves değil, inşa edici bir paradigmaya dönüşmeye vesile olur.