Ramazan'ın Edebiyat Sofrası: Ramazaniyyelerin Unutulan Geleneği
Ramazan'ın Edebiyat Sofrası: Ramazaniyyeler Geleneği

Ramazan'ın Edebiyat Dünyasındaki Yeri ve Önemi

Arapça "şiddetli sıcak olmak, yakmak" anlamındaki "ramz" kökünden türeyen Ramazan, İslami takvimin dokuzuncu ayı olarak kabul ediliyor. Bu mübarek ay, şaban ile şevval ayları arasında yer alıyor ve oruç, zekât, teravih, mukabele, itikaf gibi kendine özgü ibadetlerle eşsiz bir manevi şölene dönüşüyor. Türkçe kaynaklarda bu özel günleri anlatmak için "oruç ayı, mah-ı Ramazan, şehr-i itikâf, şehr-i istiğfar, şehr-i Ramazan, şehr-i savm, şehr-i sıyam" gibi çeşitli terimler kullanılıyor. Bu kutsal günler, halk arasında "üç aylar" diye bilinen ve özel bir özen gösterilen ay silsilesinin de son halkasını oluşturuyor.

Semavi Bir Mevsim: Ramazan'ın Manevi İklimi

Ramazan, İslam âleminin dört gözle beklediği bir ay olarak tanımlanıyor. Bu müstesna günler; arınma, tazelenme ve yeniden diriliş günleri olarak görülüyor. Ramazan; namaz, oruç, zekât gibi bedenî ve mali ibadetlerle özdeşleşen bir semavi mevsim niteliği taşıyor. On bir ayın sultanı olarak anılan bu ay, aynı zamanda tilavet ve kıraat ayı olarak da biliniyor. Bu özel vakitlerde Müslümanlar Allah'ın kelamıyla her zamankinden daha çok buluşuyor. Hatimler yapılıyor, camilerde yahut evlerde okunan mukabeleler takip ediliyor. Dahası teravihi hatimle birleştirenler de oluyor.

Bu mevsimde sıklaştırılan Kur'an tilaveti, ilahi kitabın tamamlayıcısı olan başka okumalarla zenginleştiriliyor. Mesela tefsirlere bakılıyor, peygamber kıssaları okunuyor. İslam tarihine göz atılıyor, dinî meseleler için fıkıh kitaplarına müracaat ediliyor. Mevla'nın "Oku!" emrinin muhatabı olan insan; edebiyat, sanat, bilim içerikli okumalarıyla da bu vakitleri "okuma şöleni" hâline dönüştürüyor.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Ramazaniyye: Divan Şiirinde Ramazan Geleneği

Türk edebiyatı köklü ve zengin bir geçmişe sahiptir. Söyleyeni belli ilk şiirlerin sahibi Aprınçur Tigin'den bugüne pek çok isim, bu vadide nazım ve nesir türlerinde çok kıymetli eserler ortaya koymuştur. Sahibi belli olmayan veya anonim ürünlerle birlikte edebiyatımız, eşsiz lezzet ve tatlarla bezenmiş bir sofraya benzer. İnsanla, hayatla ilgili her şey bu zengin sofrada kendisine yer bulmuştur. On bir ayın sultanı Ramazan da bu müstesna sofranın özel konuklarından biridir.

Ramazan; muhtevasındaki inanç, ibadet, vakit, ikram, arife, bayram gibi unsurlarla her daim mutasavvıfların, şair ve yazarların, ozanların ilham kaynakları, mazmunları, mizah unsurları arasında olmuştur. Şiir geleneğimizde "Ramazaniyye" adıyla gelişen ve "Ramazan edebiyatı" dedirtecek kadar çok örneği bulunan bu tür, gündelik hayatta ve edebiyat sofrasında Ramazan'a gösterilen ihtimamın nevi şahsına münhasır örneğidir.

Ramazaniyye, divan şairlerinin Ramazan ayı vesilesiyle devrin padişahına, devlet erkânına, rütbe veya varlık sahibi kişilere sundukları şiirlerdir. Kelime, Arapça "Ramazan" köküne aynı dilin aidiyet ifade eden "-iyye(t)" eki getirilerek elde edilmiştir. Manası "Ramazan'a özgü; Ramazan'da alınan, verilen, yapılan şey"dir. Kelime, yukarıda verilen terim anlamını Türkçede kazanmıştır.

Pek çoğu kaside biçiminde kaleme alınan bu metinlerin ilk örnekleri 17. yüzyıla kadar gider. Takip eden senelerde bu tarz şiirler şuara arasında rağbet görerek hızla yaygınlaşıp artmıştır. Türün en velut ismi 13 kasideyle Enderunlu Fazıl'dır. Bu üretkenlikte Enderun kökenli sanatçının saraydan uzaklaştırıldıktan sonra içine düştüğü geçim sıkıntısının önemli payı vardır elbette. Sâbit, Edirneli Kâmî, Nedîm, Koca Râgıb Paşa, Şeyh Galib, Enderunlu Vâsıf, Sünbülzâde Vehbî gibi isimler türün seçkin örneklerine imza atan diğer şahsiyetlerdir.

Ramazaniyyelerin Sosyokültürel Değeri

"Ramazaniyyeler", yazılış gayesi yönüyle dar bir açıdan değerlendirilse de içerik bakımından ayrıca inceleme gerektiren eserlerdir. Zira söz konusu metinler, oruçlu geçirilen ayın dinî yönü hakkında bilgi verdiği gibi o günlerin folklorik özelliklerine dair notlar da ihtiva eder. Bu şiirlerde dönemin sosyokültürel durumunu aksettiren mısralar, deyişler, kavramlar, mizah bulunur.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Mesela Ramazan'ın bir rahmet ve bereket iklimi olduğu, devlet ricalinden ihsan bekleyen şairlerce sıkça dile getirilir. Artık tütün, afyon ve kahve tiryakileri için zor zamanların başladığından, ibadeti sadece bu aya hasreden sofulardan mutlaka bahsedilir. Söz bazen çarşı pazara getirilir; arife gününün tatlı telaşı ve bayrama kavuşacak olmanın sevinci şairin diline yansır.

Yemekler de bu beyitlerde kendisine yer bulur. Söz gelimi, oruç mevsiminde tatlı, şeker, reçel tüketiminin arttığına dikkat çekilir. Genellikle bu dizelerde iftar sofrası da kurulur, sofranın mükemmelliği anlatılır. Okuyucu bu ayın en önemli zaman diliminin ezan sesiyle ya da top atışıyla birlikte başlayan iftar vakitleri olduğunu bir kez daha idrak eder böylece.

Camilere asılan mahyalar, ibadethanelerde ve sokaklarda sayısı artırılan kandiller beyitlerin içinde ışıl ışıl parlar. Mamafih şairlerin en çok üzerinde durduğu hususlar; insanın ruhunu kötülüklerden arındıran, nefsini tezkiye eden Ramazan güzellikleridir: Kur'an tilaveti ve hatmi, mukabele, zekât, teravih, Kadir gecesi, sahurun bereketi, fakir fukaraya izzetüikram… İşte bu zengin içeriğiyle Ramazaniyyeler, didaktik bir metin özelliği de ortaya koyar.

Bünyesinde İslam dininin temel ibadetlerinden birine ilişkin unsurları toplayan Ramazaniyyeler, yalnızca bu mübarek ayın edebiyata yansıyan yüzü değil aynı zamanda bir sosyokültürel değerler manzumesidir. Sadece dinî ve edebî yönlerden değil sosyoloji, tarih gibi disiplinler başta olmak üzere birçok bilim dalı açısından da önem ve değer taşır. Halk bilimciler, dilciler, tarihçiler, sosyologlar, gastronomi ilmiyle iştigal edenler için söz konusu metinlerde istifade edilecek çok sayıda malzeme vardır.

Mutasavvıfların Ramazan Şiirleri

Sadece divan şairleri değil kimi mutasavvıflar da Ramazan'la ilgili manzumeler yazmış, şiirler söylemiştir. İçlerinde Ramazan ilahisi olarak bestelenecek muhteva ve yapıya sahip olanlar da vardır. Bunlar Türk edebiyatında Ramazaniyye sınıfında değerlendirilmemiş, Ramazan konulu şiirler kategorisinde ele alınmıştır. Bunda türün divan şiirine mahsus olarak görülmesinin etkisi muhakkaktır.

Bu konuda İsmail Hakkı Bursevi'nin Ramazan'ın gelişi dolayısıyla terennüm ettiği Sâye saldı ehl-i iman üstüne/Hamdülillâh geldi mah-ı Ramazan/Doğdu ol nur ehl-i irfan üstüne/Hamdülillâh geldi mah-ı Ramazan kıtasıyla başlayan şiir ile Hz. Üftâde'nin Ramazan'ın sona erişini konu edinen ve Ey dostlarım ağlaşalım/Oruç ayı gitti yine/Hasret ile inleşelim/Oruç ayı gitti yine dörtlüğüyle başlayan şiiri en güzel örnekler arasındadır.

Unutulan Bir Edebi Gelenek

Ramazan tarihte bir milletin tüm fertleriyle baş tacı ettiği bir rahmet ve bereket iklimi olmuş; bu sevgi, şuur ve dikkat bugünlere kadar ulaşmıştır. Ancak edebiyatımızın bize özgü türleri arasında gösterilen Ramazaniyyelerin uzunca bir süredir yazılmadığı da acı bir gerçektir. Ramazan ayına mahsus bir geleneğin, başka bir sözle damarın kuruduğu muhakkaktır.

Ramazan medeniyetinin / edebiyatının bir mahsulü ve klasiği olan bu manzumeler; diğer bazı nazım şekilleri gibi, yıldan yıla hatırlanan nostaljik bir değer olmuştur artık. Ramazaniyye okurlarına ve tutkunlarına ise Hz. Üftâde'nin buyurduğu üzere oturup ağlamak kalmıştır ne yazık ki… Bu unutulan gelenek, Türk edebiyatının zengin mirasının önemli bir parçasını oluşturuyor ve kültürel hafızamızda hak ettiği yeri korumayı hak ediyor.