Ortadoğu'nun İran Paradoksu: Şikayet Eden Başkentler Şimdi ABD'yi Frenliyor
Ortadoğu'da sadece birkaç yıl öncesine kadar bölge liderlerinin Washington'a yönelttiği en sert eleştirilerden biri, ABD'nin İran'a karşı yeterince sert bir politika izlememesiydi. Özellikle Barack Obama döneminde Tahran'la yürütülen diplomasi ve nükleer anlaşma süreci, birçok Arap başkentinde ciddi rahatsızlık yaratmıştı. 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA), Körfez ülkeleri tarafından İran'a verilmiş stratejik bir taviz olarak görülmüş ve bölgedeki birçok lider Washington'un İran'ın bölgesel nüfuzuna karşı daha sert bir politika izlemesi gerektiğini savunmuştu.
Algılar Tersine Dönüyor: İran'ın Çöküş Korkusu
Ancak bugün Ortadoğu'da ortaya çıkan tablo, bu algının büyük ölçüde tersine döndüğünü gösteriyor. ABD'nin İran'a karşı doğrudan askeri operasyon gerçekleştirme ihtimalinin güçlenmesiyle birlikte bölge ülkeleri, bu ihtimali engellemek için yoğun diplomatik girişimlerde bulunuyor. Umman, Katar ve Türkiye arabuluculuk çabalarını artırırken, Suudi Arabistan ve Mısır da açık şekilde gerilimin düşürülmesi ve diplomatik çözüm çağrıları yapıyor.
Washington ve Körfez merkezli düşünce kuruluşlarının yayımladığı analizlerde de bölge ülkelerinin geniş çaplı bir İran savaşının enerji altyapısı, ticaret yolları ve iç güvenlik açısından büyük riskler yaratacağından endişe ettiği belirtiliyor. Son yıllarda İran'ın bölgesel etkisinin zayıflaması da bu yaklaşım değişiminde önemli rol oynadı.
Direniş Ekseni'nin Zayıflaması ve Yeni Değerlendirmeler
Hamas'ın 7 Ekim saldırılarının ardından başlayan Gazze savaşı, İsrail'in Hizbullah ve diğer İran destekli yapılara yönelik operasyonları ve İran'ın yaşadığı askeri ve ekonomik yıpranma, Tahran'ın bölgesel kapasitesini sınırladı. Bir zamanlar güçlü görülen "Direniş Ekseni"nin ciddi şekilde zayıflaması, birçok Ortadoğu ülkesinde İran'ın artık bölgesel düzeni domine edecek bir güç olmadığı yönünde yeni bir değerlendirme ortaya çıkardı.
Bu nedenle Ortadoğu başkentlerinde giderek güçlenen yeni görüş şu: İran'ın tamamen çökmesi veya İran'a karşı büyük bir savaşın patlak vermesi bölgeyi daha da istikrarsız hale getirebilir. Bölge liderleri artık İran'ın yükselişinden değil, İran'ın çöküşünün yaratabileceği kaostan endişe ediyor. Böylece Ortadoğu'da dikkat çekici bir güvenlik paradoksu ortaya çıkmış durumda: Dün İran'a karşı daha sert politika isteyen ülkeler bugün Washington'u İran'la savaştan vazgeçirmeye çalışıyor.
2003'ten 2023'e İran'ın Bölgesel Yükselişi
Ortadoğu'da bugün yaşanan stratejik tartışmaları anlamak için 2003 sonrası dönemde İran'ın bölgedeki nüfuzunun nasıl genişlediğine bakmak gerekiyor. ABD'nin Irak'ı işgal etmesinin ardından ortaya çıkan güç boşluğu, Tahran'ın bölgedeki etkisini hızla artırmasına zemin hazırladı. Irak'ta Şii siyasi partilerin ve milis grupların güç kazanmasıyla birlikte Bağdat yönetimi giderek İran'ın siyasi ve güvenlik etkisi altına girdi.
İran aynı dönemde Suriye ile olan stratejik ittifakını da daha derin bir askeri ve siyasi ortaklığa dönüştürdü. Beşşar Esad yönetimi sırasında İran, hem askeri danışmanlar hem de bölgesel milis ağları aracılığıyla Şam yönetiminin en kritik destekçilerinden biri haline geldi. Lübnan'da Hizbullah üzerinden güçlü bir nüfuz kuran Tahran, Yemen'de ise Husilerle geliştirdiği ilişki sayesinde Kızıldeniz ve Körfez güvenlik dengelerini etkileyebilecek yeni bir stratejik alan elde etti.
Yeni Tehdit Algısı: İsrail Kaygısı Büyüyor
Ortadoğu'da son yıllarda güvenlik algısında dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Uzun süre boyunca bölgedeki birçok hükümet İran'ın askeri kapasitesini, balistik füze programını ve vekil güçler ağını en büyük güvenlik tehdidi olarak görüyordu. Ancak özellikle son iki yılda yaşanan gelişmeler bu algının önemli ölçüde değişmesine yol açtı.
Buna karşılık yeni bir güvenlik kaygısı giderek daha fazla dile getiriliyor: daha agresif ve daha öngörülemez bir İsrail. Özellikle Gazze savaşı sonrası İsrail'in yürüttüğü geniş çaplı askeri operasyonlar ve bölge genelinde artan askeri hareketlilik, Ortadoğu başkentlerinde yeni bir stratejik tartışmayı tetikledi.
Direniş Ekseni Zayıflarken İsrail'in Artan Gücü
Son iki yılda Ortadoğu'daki güç dengelerinde önemli bir kırılma yaşandı ve İran'ın bölgesel stratejisinin en önemli araçlarından biri olarak görülen "Direniş Ekseni" ciddi şekilde zayıfladı. Hizbullah, İsrail'in Lübnan'da yürüttüğü yoğun askeri operasyonlar sonucu ağır kayıplar verirken, Suriye'de Esad yönetiminin devrilmesi İran'ın Şam üzerindeki stratejik nüfuzunu büyük ölçüde sınırladı.
İran'ın kendisi de bu süreçte ciddi bir stratejik yıpranma yaşadı. İsrail ile yaşanan ve bölgede "12 günlük savaş" olarak anılan çatışma ile ABD'nin İran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırıları, Tahran'ın askeri ve güvenlik kapasitesini doğrudan hedef aldı. Bu durum birçok Ortadoğu ülkesinde İran'ın artık bölgesel düzeni belirleyen ana güç olamayacağı yönünde yeni bir değerlendirme ortaya çıkmasına yol açtı.
Ortadoğu'nun Yeni Güvenlik Paradoksu
Ortadoğu'daki birçok lider arasında giderek güçlenen bir görüş var: Eğer İran tamamen devre dışı bırakılırsa, İsrail'in bölgesel güç dengesini kendi stratejik çıkarlarına göre yeniden şekillendirme girişiminde bulunması mümkün olabilir. Bu nedenle İran'ın tamamen çökmesi senaryosu, bazı bölge ülkelerinde beklenen bir gelişmeden çok yeni bir istikrarsızlık kaynağı olarak görülüyor.
Bu nedenle Ortadoğu ülkeleri son yıllarda İran'a karşı daha farklı bir strateji geliştirmeye başladı. Bölge başkentlerinde giderek daha fazla benimsenen yaklaşım "politika bazlı karşı koyma" olarak tanımlanıyor. Bu strateji İran rejimini devirmeyi hedeflemek yerine belirli politikalarına karşı çıkmayı içeriyor.
Tüm bu gelişmeler Ortadoğu'da dikkat çekici bir güvenlik paradoksunu ortaya çıkarıyor: Bir zamanlar İran'ın yükselişinden korkan bölge başkentleri bugün İran'ın çöküşünün yaratabileceği kaostan endişe ediyor ve bu yeni gerçeklik Ortadoğu'nun diplomatik dengelerini yeniden şekillendiriyor.



