Alman Eğitim Sisteminin Osmanlı Kökenleri Ortaya Çıktı
Prof. Dr. Osman Çakmak, İstanbul Rumeli Üniversitesi ve Maarif Platformu Başkanı olarak, Alexander von Humboldt bursiyeri sıfatıyla Almanya'da gerçekleştirdiği doktora sonrası çalışmaları sırasında edindiği gözlemleri paylaştı. Würzburg Üniversitesi'nde bulunduğu üç farklı dönem, kendisine mesleki eğitimdeki uygulama gerçeğini yerinde inceleme fırsatı sundu.
Lise Öğrencisinin Laboratuvardaki İnanılmaz Becerisi
Çakmak, laboratuvarlarında staj yapan Türk asıllı bir lise öğrencisinin karmaşık kimyasal süreçleri şaşırtıcı bir disiplin ve maharetle öğrendiğini belirtti. Henüz lise çağında olmasına rağmen, bu genç kızın haftanın dört günü kimya teknisyeni adayı olarak çalıştığını ve Almanya'daki sistemin erken yaşta mesleki deneyim kazandırmadaki başarısını vurguladı.
Ahilik Modelinin Modernize Edilmiş Hali
Ancak asıl çarpıcı bilgi, bu sistemin kökenlerine ilişkin oldu. Milli Eğitim Bakanlığı adına Almanya'da görev yapan araştırmacı yazar Vehbi Vakkasoğlu'nun aktardığına göre, Alman yetkililer ortak çıraklık eğitimi programının başarısını açıklarken şu itirafta bulunmuştu: "Aslında biz, zamanında sizden (Osmanlı'dan) aldığımız Ahilik ve çıraklık modelini modernize edip şimdi size geri satıyoruz." Bu açıklama, MESEM gibi projelere yönelik eleştirilerin tarihsel bir körlük içerdiğini ortaya koymaktadır.
Kadim Mirasın Küresel Yansımaları
Osmanlı Devleti'ndeki çıraklık, kalfalık ve ustalık hiyerarşisi ile sosyal güvenlik ağlarının, Almanya'nın İkili Eğitim Sistemi ile yapısal benzerlikler taşıdığı görülüyor. Alman zanaat odalarının 19. yüzyılda modernize edilmiş bir Ahilik teşkilatı görünümünde olduğu belirtiliyor. Bugün bu modeli sadece Batı ülkeleri değil, Çin de benimseyerek mesleki eğitime yönelik radikal adımlar atıyor.
MESEM Modelinin Hayati Önemi
Türkiye'de MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) modeline yönelik eleştirilerin önemli bir noktayı ıskaladığı vurgulanıyor. Bu sistem, öğrencileri haftanın dört günü işletmelerde, bir günü ise okulda teorik eğitimle buluşturarak hem lise diploması hem de kalfalık-ustalık belgesi kazandırıyor. Her yeni modelde olduğu gibi eksiklikler bulunsa da, bunların yapıcı bir şekilde giderilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Güvenlik Kültürü Tezgah Başında Öğrenilir
İstatistiklere göre Türkiye iş kazalarında dünya üçüncüsü konumunda. Ancak bu durumun MESEM'in değil, uygulamadan kopuk eğitim anlayışının sonucu olduğu belirtiliyor. On yılı aşkın süredir İş Sağlığı ve Güvenliği dersleri veren Çakmak, güvenlik kültürünün sınıfta değil, usta-çırak ilişkisinde ve tezgah başında oluştuğunu vurguluyor.
Yetkin Teknisyen Eksikliği Büyük Sorun
Akademisyenlik kariyeri boyunca en çok hissedilen eksikliğin, laboratuvarları ve karmaşık cihazları yönetecek teknik personel yokluğu olduğu ifade ediliyor. Okullarda laboratuvar imkanları bulunsa da uygulama yapılamamasının temel sebebi, yetkin teknisyenlerin bulunmayışı olarak gösteriliyor.
Uygulama Devrimine Acil İhtiyaç
Cihazları çalıştıracak, metalleri işleyecek, elektrik sistemlerinden anlayacak uygulayıcı akıllar yetişmediği sürece, eğitim kurumlarının teorik bilginin aktarıldığı ruhsuz mekanlar olarak kalacağı belirtiliyor. MESEM gibi modellerin sadece meslek edindirme kursları değil, aynı zamanda birer uygulama devrimi niteliği taşıdığı vurgulanıyor.
Iskalanan Temel Hakikat
Almanya'daki bir teknik eğitim merkezinde 15-16 yaşındaki bir gencin torna tezgahı başındaki becerisine tanık olan Çakmak, ustasının teknik detayların yanı sıra tüm riskleri baba şefkatiyle öğrettiğini gözlemlemiş. "Bizim için asıl risk, bir gencin iş güvenliğini sadece kitaptan okuyup 25 yaşında ilk kez bir makineye dokunmasıdır" şeklindeki Alman eğitmenin sözleri, mesleki eğitimde erken deneyimin önemini ortaya koyuyor.
Alman sanayisini ayakta tutan disiplinin, güvenlik kültürünü test sorusu olarak değil, ustalık adabı olarak tezgah başında öğrettiği vurgulanıyor. Tecrübeyi ileri yaşlara erteleyen sistemlerin kaza riskini azaltmadığı, aksine tecrübesizliği saatli bombaya dönüştürdüğü ifade ediliyor.