Protestodan Kitaba: Kısa Cümlelerin Yolculuğu
Yeni Şafak yazarı Gökhan Özcan, sosyal medyanın ilk dönemlerinde 140 karakter sınırlamasına bir protesto olarak başladığı kısa cümleli yazılarını, genişleterek kitaplaştırdı. Vadi Yayınları'ndan çıkan 'Bir Şey Söyleyeceğim Ama Ne?' adlı eserini konuştuğumuz Özcan, 'Her şey hızla değişirken anlamın bir şekilde ayakta kalma çabasıdır bu belki de' dedi.
Protesto Yazısıyla Başlayan Süreç
Özcan, bu yazı tarzının bir protesto yazısıyla başladığını belirtti: 'Sosyal medyada kelime sayısı sınırlamaları vardı, bir dönem meramınızı kısa cümlelerle ifade etmek durumundaydınız. O dönem kişisel bir sosyal medya hesabım olmamasına rağmen hem bu dayatma hem de çok sayıda insanın bu dayatmaya itirazsız razı oluşu benim sinirimi bozuyordu. Bir gün her biri birbirinden bağımsız, kısa cümlelerden oluşan bir yazı yazarak bunu protesto etmek istedim.'
Protesto yazılarının beklenmedik bir şekilde okurlar arasında karşılık bulduğunu ifade eden Özcan, 'Cümleler halindeki bu nokta atışlar, benim maksadımın aksine sosyal medya mecraları için çok kullanışlı bir malzeme olmuştu. Daha önce olmadığı kadar çok paylaşılmaya başlandı yazdıklarım' diye konuştu.
Farklı Bir Çalışma: Diğer Kitaplardan Ayrışan Yönler
Bu yazılara devam etme kararını, kısa cümlelerin kendi içinde farklı ifade imkanları ve edebi hoşluklar taşıdığını fark etmesine bağlayan Özcan, 'Bütün yazılarım bu şekilde değildi, zaman zaman klasik deneme tarzına dönüyordum ama giderek bu parçalı yazılar daha ağırlıklı hale geldi. Otuz yılı aşkın bir zamandır Yeni Şafak'ta yazıyorum. Bu uzun zaman süreci içinde dönem dönem üslup açısından yeni şeyler denedim ve muhtemelen denemeye devam da edeceğim' dedi. Kitabın ismini de bu espri içinde düşündüğünü belirten Özcan, 'Kitap olarak da diğer kitaplarımdan farklı bir çalışma oldu' ifadesini kullandı.
Kısa Cümlelerin Anlattıkları: Sözel Kültüre Yakınlık
Özcan, kısa cümlelerden oluşan denemelerin okuyucuya birçok şey anlattığını vurguladı: 'Aslında sözel kültürümüze daha yakın ifadeler bunlar… Böyle konuşuyoruz çoğu zaman sosyal hayatımızda. Kısa cümlelerle, az kelimeyle özlü ifade ederek, gülüp geçilecek şeyler söyleyerek ya da bir tek cümleye sayfalarca metnin anlatmaya güç yetiremediği bazı şeyleri sığdırmaya çalışarak… Klasik manada yazı, bütün bu parçalı düşünceleri düzene sokarak yapmaya çalıştığımız bir şey… Biraz daha fazla hesap kitap oluyor içinde. Benim bu çalışmadan muradım, sanıyorum konuşma dilinin imkanlarıyla yazı dilinin arasını bulmaya çalışmak…'
Okurların yeni mecralar sebebiyle bu tarza yabancılık çekmediğini tahmin ettiğini söyleyen Özcan, 'Kısa cümleleri geçtim, işaretlere kadar gelip dayandı iş. Her şey hızla değişirken anlamın bir şekilde ayakta kalma çabasıdır bu belki de' dedi.
Okur Geri Dönüşleri ve Yazım Süreci
Gazetede yayınlanan yazılarına beklediğinin çok ötesinde bir karşılık bulduğunu belirten Özcan, 'Halen de hemen her gün önüme çıkıyor o paylaşımlar… Okurlar için kitaptaki bazı cümleler fazlasıyla tanıdık olabilir bu yüzden, daha önce bir yerlerde rastlamış olma ihtimalleri var. Hatta birçoğuna görseller, estetik sunumlar, videolar falan da yapıldı. Benim yazı hayatım için de zenginleştirici bir tecrübe oldu doğrusu' diye konuştu. Yazarların farklı formları, üslupları, tarzları denemeleri gerektiğini düşündüğünü ekleyen Özcan, 'Yazı statik bir şey değil, tıpkı hayat gibi… Kalemi çok zenginleştiren şeyler bunlar…' ifadelerini kullandı.
Yazım sürecine ilişkin olarak Özcan, 'Sadece bu yazılarda değil, yazdığım yazıların tamamına yakınını doğaçlama şekilde ve çağrışımların izini sürerek yazıyorum. Çok nadir olmak üzere not aldığım cümleler oluyor ama bunlar istisna… Bu kadar uzun zaman yazınca insanın zihni bu türden alışkanlıklar kazanıyor, zihnimde cümleler dolanıp duruyor her zaman, hatta bazılarını yazmıyorum bile' dedi. 'Farklı yazma biçimleri var, önceden en ince ayrıntısına kadar planlayıp sonra yazan insanlar da var. Ama ben öyle yazmıyorum. Önümde boş beyaz bir kâğıt oluyor, sonra zihnimde bir şeyler uyanıyor ve arkası da geliyor' diyen Özcan, 'Çok tekrar ettiğim bir cümledir; ben yazdıklarımın ilk okuyucusuyum sadece derim. İnsan zihninin ya da belki bütün zihinlerin pencerelerinin açıldığı külli zihnin içinde oluşuyor her şey, muhtemel ki biz bunlara sadece şahitlik ediyoruz' şeklinde konuştu.
Yalınlık Hedefi ve Sosyal Medyanın Etkisi
Bir meseleyi kısa cümlelerle anlatmak için zihinsel netlik gerektiğini söyleyen Özcan, 'Meselelere, şeylere, insanlara, hayata belli bir yerden bakabiliyorsanız, ki bu çok büyük gayretlerle erişilebilecek bir seviye, o zaman kafanızda o netlikler oluşuyor. Dilin imkanlarından, kelimelerin anlam katmanlarından haberdar olmak da önemli… Bir başka önemli nokta da sözlü kültürü iyi biliyor olmak… Düşünürken de kısa ve öz bir şekilde yapıyoruz aslında bunu… Ek almamış, yalın halimizden söz ediyorum. Hayatın en önemli mihenk noktaları yalın gerçeklerden oluşuyor, onları biz karmaşık hale getiriyoruz çoğu zaman. Ben yalınlığı hep varmak istediğim bir hedef olarak gördüm' dedi.
Sosyal medyanın yazı hayatına etkisi konusunda olumlu düşüncelere sahip olmadığını belirten Özcan, 'Daha çok insanın kendini yazar çizer hissettiği kesin ama bu yeni durumun insanlığın anlam kümesini genişlettiğini, hayata derinlik ve incelik kattığını söyleyemem. Bu yapılar ancak vasatı büyütecek bir planla işlerlik kazanabilir. Niceliğin tek hükümdar olduğu mecralar bunlar, temel mantığı bunun üzerine kurulu… Niteliğin, mahiyetin, anlam derinliğinin hükmünü kaybettiği bir dönemdeyiz. Bu beni yoran ve kederlendiren bir gidişat… Bizi yıllarca 'bunlar birer araç, iyiye kullanırsan iyi, kötüye kullanırsan kötü netice alırsın' diyerek kandırdılar. İş öyle değil, her yeni şey kendi muhteva ve kodlarını yanında getiriyor, farkında olmadan dönüşüyoruz. Bu çözülme durumu o kadar sessizce yaşanıyor ki, çoğumuz başka şekilde düşünmeye alıştırıldığımızın farkında olmuyoruz' diyerek sözlerini tamamladı.



