8 Mart'ta 'Diyemedim' Oyunu ve Cam Tavan Gerçeği: Kadınların Ortak Hikayesi
Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Bu gün, kutlamadan çok hesap sorma, içimizde birikenleri ifade etme ve en çok da diyemediklerimizi söyleme zamanı olarak değerlendirilmeli. Geçtiğimiz günlerde Derya Şensoy'un yazdığı ve sahnelediği 'Diyemedim' adlı tiyatro oyununu izleme fırsatı buldum. Oyunun fikri son derece etkileyici çünkü her kadının içinde bir 'diyemedim arşivi' bulunuyor. Biriktirdiğimiz, yuttuğumuz ve 'ayıp olmasın' diye sustuğumuz sayısız cümle bu arşivde yer alıyor.
Neden Diyemiyoruz Bu Diyemediklerimizi?
Oyunu izlerken sık sık kendime şu soruyu sordum: "Neden diyemiyoruz biz bu diyemediklerimizi? O anda bize ne oluyor?" 'Diyemedim', trajikomik bir iç döküş olarak tanımlanabilir. Hüzün ve kahkaha arasında gidip gelen bu yapıt, asıl gücünü şu noktadan alıyor: Sahnedeki bir kadının anlattıkları, aniden salondaki yüzlerce kadının ortak hikayesine dönüşüyor. Bu an, izleyiciye "Yalnız değilmişim" hissini yaşatıyor.
Bitmeyen 'Kilo Mu Aldın?' Sorusu
Derya Şensoy, oyununda ünlü olmanın bedelini, önemli birinin çocuğu olmanın yükünü ve insanların rahatça söylediği ancak derinden yaralayan sözleri etkili bir şekilde anlatıyor. Hepimizin aşina olduğu şu durumları ele alıyor: Kilo aldığınızda yüzünüze söylenenler, kilo verdiğinizde sorgulanmanız, "Hamile misin?" sorusu, "Yüzüne bir şey mi yaptırdın?" diye estetik dedektifliğine soyunanlar ve "Botoks mu var?" diye analiz yapanlar.
Gerçekten merak ediyorum: Türk toplumu neden birini gördüğü anda kilo raporuyla konuşmaya başlıyor? "Zayıflamışsın", "Kilo mu aldın?", "Yüzüne bir şey yaptırdın mı?" Sanki karşılarında bir insan değil de öncesi-sonrası fotoğrafı var. Bir kadının bedeni, herkesin sohbet konusu haline gelmiş gibi görünüyor. Belki de artık şunu söylemenin zamanı geldi: Kadınlar kilo alır, kadınlar kilo verir, kadınlar değişir. Ancak her haliyle vardır ve kimsenin bunun üzerine sohbet açmasına gerek yoktur.
'Diyemedim' Gibi İşlerin Kıymeti
İşte bu yüzden 'Diyemedim' gibi eserler son derece değerli. Çünkü bazen bir tiyatro oyunu, yıllardır boğazımızda düğümlenen cümleleri sahnede bizim yerimize söylüyor. Bir kadın sahnede "Ben de bunu yaşadım" dediğinde, salondaki yüzlerce kadın aynı anda içinden "Ben de" diye geçiriyor. Oyun, biraz terapi, biraz dayanışma ve biraz da kolektif bir isyan niteliği taşıyor.
Bugün 8 Mart'ta kendimize verilebilecek en güzel hediyelerden biri şu olabilir: Bir araya gelip, gülüp, sinirlenip ve en sonunda diyemediklerimizi bağıra bağıra söylemek. Sevgili Derya, iyi ki bu oyunu yazmışsın. Çünkü bazen bir kadının sahnede anlattığı hikaye, yüzlerce kadının içinde biriken cümleleri özgür bırakıyor. Ve belki de artık hep birlikte söylemenin zamanı: Susmayacağız. Diyemediklerimizi söyleyeceğiz çünkü diyemediklerimiz bizi hasta ediyor.
Cam Tavan Kurulu Şart
Her yıl 8 Mart geldiğinde güçlü kadın mesajları veriyoruz. İlham veren konuşmalar yapıyoruz, birbirimizi alkışlıyoruz ve dayanışmadan söz ediyoruz. Peki sonra ne oluyor? Ertesi gün herkes hayatına geri dönüyor ve o tanıdık gerçek yine karşımıza çıkıyor: Cam tavanlar hala orada duruyor. Glass ceiling olarak adlandırılan bu görünmez bariyer, özellikle kurumsal hayatta çalışan kadınların çok iyi bildiği bir olgu.
Aynı işi yaparsınız, aynı emeği verirsiniz, hatta çoğu zaman daha fazlasını. Ancak bir noktada yukarı bakarsınız ve ilerleyemediğinizi hissedersiniz. Çünkü görünmeyen bir sınır vardır. Kimse açıkça söylemez ama herkes bunun farkındadır. Bu yıl başka bir şey diliyorum: Bu mesele yılda sadece bir gün konuşulmasın. Bir platformu olsun. Cam tavan sendromu yaşayan kadınların bir araya geldiği, deneyimlerini paylaştığı bir alan oluşturulsun.
Özellikle beyaz yakalı kadınların buna büyük ihtiyacı olduğunu biliyorum. Kurumsal hayatın içinde çoğu zaman göz gözü görmüyor; herkes performans, toplantı ve hedefler arasında koşarken, yaşadığı eşitsizliği dile getirecek alan bile bulamıyor. Oysa belki de tam da bu yüzden kolektif bir başkaldırıya ihtiyacımız var. Cam tavanla mücadele eden kadınların yalnız olmadığını bilmesi ve baş etme yöntemleri geliştirmesi için.
Çünkü bireysel mücadele bir yere kadar gidiyor; gerçek değişim kolektif hareketle geliyor. Sadece şikayet edilen değil, çözüm üreten bir alan yaratmalıyız. Cam tavanları tek tek kırmaya çalışmak yerine, hep birlikte çatlatalım. Kadınlar birbirine alan açtığında, susturulmuş cümleler konuşulmaya başladığında gerçek güç ortaya çıkıyor. Bugün ve her gün biraz daha nazik, biraz daha dikkatli ve birbirimizin yanında olalım. Beraber güçlüyüz.



