Cem Sancar'dan Hayatın Med-Cezirine Dair Derin Bir Yolculuk
Cem Sancar: Hayatın Med-Ceziri ve İnsanın Yolculuğu

Cem Sancar, hayatın muazzam ve gelgitli bir fırtına olduğunu vurgulayarak başlıyor yazısına. Bir bakıyorsunuz ki içinizdeki tekneler kıyıya vurmuş, çatılar uçmuş, seller her şeyi yıkmış geçmiş. Bereketli topraklar bataklığa dönüşmüş, sevdikleriniz sizi terk etmiş ve kendinizi ıssızlığın ortasında bulmuşsunuz.

Hayatın Döngüsü ve Umut Işığı

Ancak sonra bir bakıyorsunuz ki güneş açmış, yeşilin ortasında dereler akmaya başlamış. Şirin ormanlarda bin bir ahenk kuşlar orkestrası çalmakta. Tanımadığınız biri size gülümsemiş ve selam vermiş, tanıdıklarınız ise "Özledik yahu, nerelerdesin?" demiş. İçiniz "her şey yolunda" hissiyle dolup taşarken, kalbinizde güm bede güm tadında bir yaşam sevinci yer ediniyor.

Hayat, diyor Sancar, bir med-cezirdir; acı ve tatlı yanlarıyla bir bütündür. Etraftaki gürültüyü azalttığınızda, evrensel gelgit sırasında denizin kumsala sürdüğü çakıl taşlarının sesini duyabilirsiniz. Bu ses, hayatın ritmini ve döngüsünü hatırlatır bize.

Kışın Ardından Gelen Bahar

Ömrümüzün yazı ile kışı birbirini takip eder durur. Kış gelince depresyona kayanlar, "Ah gitti o yazlar" diye sızlananlar, bir sabah uyandıklarında baharın geldiğini görürler. Her yaşta bahar gelir, çünkü her kışın ardından bir yaz vardır. Her gecenin bir sabahı olduğu gibi, bazen sabah güneşi, vücut elbisesini askıya asıp öteki boyuta geçtiğimiz anda da açabilir. Işığın nereden geleceği asla belli olmaz.

Aydınlığın insanları, hep ufka bakmış, denizi seyrederken efkârlanmış olanlardır. Efkâr, yani fikirler, yeni aydınlanmaların kapısını aralar. Çok önem verdiğimiz şeylerin önemsiz, önemsiz gördüklerimizin ise mühim olduğunu anlarız bu süreçte. Bir ilham yağmuru başlar yıldızlı bir gökyüzünde, çoğunlukla sıcak denizlerin güney taraflarında.

Hakikat Arayışı ve Şiirin Gücü

Boşuna çıkmamış Akdeniz'den o büyük filozoflar. Yıldızlar, beynimizin okyanusudur adeta. Bunları bilmeyene rastlanmaz; bir astrofizikçilerde, bir de öz kaygısıyla baş edenlerde bulunur bu derinlik. Umut, insan-ı kâmil medeniyetine ram olmuş kişilerde bitip tükenmez bir kaynaktır.

Thomas Paine'in "Tek bir Tanrı'ya inanıyorum. Yeryüzü yaşamı ve ötesindeki mutluluğa inanıyorum; insanlar arası eşitliğe ve sevgiye inanıyorum" sözleri, Filibeli Ahmet Hilmi'nin düşünceleriyle benzerlik gösterir. Herkesin mizacı ayrıdır, zevki farklıdır. Kimi bir türkü sözünden havalanır üst raddelere, kimi bir şiirden, kimi ise aşktan sevgiden.

Edip Cansever ve Hakikat

Edip Cansever'in Yerçekimli Karanfil şiiri, Sancar'a göre, hakikatin elden ele çoğaldığı bir büyümeyi simgeler. "Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda / Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor. Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte / Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel. O başkası yok mu bir yanındakine veriyor / Derken karanfil elden ele." Şiirin hangi kafayla yazıldığına değil, kalbe ve ruhun volkanına bakmak gerekir.

Biz "hakikat arayıcılarını" ayrıştırıcı değil, kapsayıcı yapan da budur. Cemil Meriç, erken öten horozlar misali tam bir Kaplumbağa Terbiyecisi'dir. Ona göre, İslamiyet, Yunan ve Roma'dan düşünceyi almış, besleyici unsurları varlığına katmış, posayı ise geriye bırakmıştır.

İslamiyet ve Hümanizm

Unutmayalım ki karanlıklar içinde bocalayan Avrupa'ya antik çağın en büyük dâhisini, Aristo'yu İslam tanıştırmıştır. Yani Batı hümanizminin ana kaynaklarından biri İslamiyet'tir. Hümanizm, insan haysiyetine saygı ve insana tabiat içinde istisnai bir değer vermekse, İslamiyet tek gerçek hümanizmdir.

'Humanites' edep, efendilik, nefse hakimiyet ve mukaddese saygı ise, İslamiyet ve bilhassa tasavvuf, 'Humanites'nin ta kendisidir. İnsan, yalnız İslamiyet'te eşrefi mahlûkattır; bir yanıyla balçık, bir yanıyla tanrıdır.

Resulullah'ın Daveti ve İnsanlık

İnsan-ı kâmillerin gözdesi Resulullah, Medine'den bütün insanlığa "sütkardeşlerim" diye seslenmişti. Onun davetine icabet edenler olduğu gibi, davetini duyan ancak antenlerindeki problem yüzünden anlamayanlar da olmuştur. İcabet edenlerden yolunu şaşıranlar, daveti menfaat için kullanan şark kurnazları ortaya çıkmıştır.

Davet edilenler arasında nefsi emmârede kalmakta ısrar edenler, kendilerini süfli sirklere palyaço atayanlar görülmüştür. Bunlardan çıkan hokkabaz başkanlar, savaşlar ve insan kıyımları yaşanmıştır. Nefsin ejderhalarına köle olanlar, Siyonist soykırımcılar, para ve haz için kendini satanlar, ırkçı ve ahlâksız Drakulalar türemiştir.

Günümüzde İnsanlık ve Sorular

Ancak insanlık, Filistin'de Gazze'de olanları da görmüştür. Tek bir Batı yoktur bunu da bilelim. Oralardaki insan-ı kâmil sevdalıları meydanları doldurmuş, doğusu batısı olmayan bir bilgelik yolunu işaret etmişlerdir. Bilgeliğin yolu, her noktadan hareketle tek (Ahad) olana çıkar.

Burada asıl soru, "biz ne hâldeyiz?" olmalıdır. Mânâyı anlamadıktan sonra bütün laflar, ibadetler boşa gider. Med-cezir, ruhlarımızda devam ediyor. Sonu yoktur bu döngünün, ancak taze bir baharın geldiği seziliyor ve bismillah deniyor yolculuğa.