Helal ve Haram Sınırları ile İç ve Dış Hainlik Tehlikesi
Helal-Haram Sınırları ve Hainlik Tehlikesi Üzerine

Helal ve Haramın Açık Sınırları ile Hainlik Tehlikesi

Helal bellidir, haram bellidir. Meşru olan ile olmayan, maruf ve münker olan her şey İslam dininde net bir şekilde belirlenmiştir. Cenabı Allah, Aziz Kitabı Kur'an-ı Kerim'de bu sınırları açıkça ortaya koymuş, Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de örnek yaşantısıyla bunları pratikte göstermiştir. Ancak bazı kişiler, bu sınırları zorlamakta, haddi aşmakta ve kuralları değiştirmeye çalışmaktadır.

Sınırları Zorlayanlar ve Dinin Kolaylığını Zorlaştıranlar

İnanan veya inanmayan bazı insanlar, Allah'ın helal kıldığını haram, haram kıldığını ise helal sayma eğilimindedir. Bu amaçla, genellikle bir zulüm sistemi veya ideolojik bir yapay düzen oluşturmaya çalışırlar. Müslümanlara baskı uygulayarak, bu sahte hakikatlerine ve akıl dışı yasalarına uymaya zorlarlar. Örneğin, içki içmeye zorlamak, namaz kılmaktan alıkoymak veya başörtüsü takılmasına engel olmak gibi eylemlerle bunu gerekçelendirirler. Bu tür davranışlar, ancak zihni inkâra odaklanmış veya korkaklıktan beslenen bireyleri etkileyebilir.

Daha da trajikomik olanı ise, bazı Müslümanların yaptığı bir hatadır: Dini hayat alanlarını kendilerine daraltır, Allah'ın kolaylık dinini zorlaştırır ve dini yaşamayı bir azaba dönüştürürler. Bu kişiler, içerideki cahiller olarak nitelendirilebilir; din cahilleridir. Bedeli ağır olan ve Rabbimizin sevmediği bir işi yapmaktadırlar.

Ayetlerle Uyarılar

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez." (Maide, 5/87) Ayrıca, "Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez." (Araf, 7/55) Bu ayetler, sınırları aşmanın ciddiyetini vurgulamaktadır.

Allah'ın Hainleri Sevmediği Gerçeği

Hainler, en tehlikeli insanlar arasında yer alır ve genellikle iki şekilde ortaya çıkarlar: içeriden ve dışarıdan. Milletimizin, dinimizin, devletimizin, toplumumuzun ve ailemizin dışından gelen hainler sürpriz değildir; her an beklenen bir durumdur. Yüzümüze gülmelerine aldanmamak gerekir. Kendi değerlerini yüceltme adına, karşı gördüklerine düşmanlık yapar, planlar kurar ve bunları uygulamaya geçerler. Bu anlaşılır bir durumdur.

İç İhanetin Tehlikeleri

Ancak, içeriden olanlar, bizden görünenler ve bizden olanlar da bazen bir ihanet şebekesine dâhil olabilirler. Maddi menfaat, makam-mevki, korku, baskı, tehdit, şantaj, zihniyet bozukluğu, düşmana öykünme, kompleks veya hastalıklı ruh hâli gibi sebeplerle gerçekleşebilen bu iç ihanetin, her devirde örnekleri bulunmaktadır. Sevgili Peygamberimiz döneminde de rastlanan bu duruma, tarihimizde ve günümüzde fazlasıyla şahit olunmaktadır.

İhanet ve sadakat durumları, şu alanlarda net bir şekilde ortaya çıkar:

  • Allah ve Resulüne iman veya tabi olmada
  • Kulluk yapmada ve ümmet olmanın gereğini yerine getirmede
  • Milletimizin bir evladı olarak sorumluluk üstlenmede
  • Emanete riayet etmede ve resmi-özel sırları saklamada
  • İnsanların cehalet ve gafleti karşısında duruş sergilemede
  • Sözünde durmada ve sözleşmeleri yerine getirmede
  • Haramla ilişkilerde ve üstlenilen görevleri ifa etmede
  • Düşmanla ve hainlerle olan ilişkilerde

Tarihten Bir Örnek ve Ayetlerle İkaz

Kur'an-ı Kerim'de, "O hâlde ey iman edenler! Allah'a ve elçiye karşı hainlik etmeyin. Bilip dururken kendi emanetlerinize, hainlik eder misiniz?" (Enfal, 8/27) buyurulmuştur. Tarihte, Yahudilerden Kurayzaoğulları'nın hicretin ilk yıllarında yapılan antlaşmayı bozması ve Müslümanları arkadan vurmaya kalkışması, hainliğin bir örneğidir. Peygamberimiz onları kuşatınca, anlaşma istediler ve Sa‘d b. Muâz'ı hakem seçtiler.

Müslümanları temsilen görüşmeye giden Ebû Lübâbe, bazı Yahudilerle yakın ilişkisi olduğu için, onlara yanlış adamı seçtiklerini söyledi ve boğazını kesme işareti yaparak bunun ölüme götüreceğini ifade etti. Ancak, yaptığından pişman olarak kendini mescidin direğine bağladı ve bağışlanıncaya kadar açlık grevi yapacağını belirtti. Dokuz gün bağlı ve aç kaldıktan sonra, Hz. Peygamber onun bağışlandığını açıkladı. Ebû Lübâbe, kefâret olarak malını dağıtmak istedi, ancak Resûlullah'ın tavsiyesiyle bunu üçte bire indirdi. Bu olay, hainlik ve pişmanlık üzerine önemli bir ders niteliğindedir.

Son olarak, "Kendilerine hıyanet edenleri savunma; çünkü Allah hainliği meslek edinmiş günahkârları sevmez." (Nisa, 4/107) ayeti, hainlere karşı tutumumuzu netleştirmektedir.