St. Moritz'te Buz Üstünde Zarafet ve Sanatın Buluşması
Bazı etkinlikler vardır, sadece izlenmez; derinden yaşanır ve hafızalara kazınır. Funda Karayel, 01 Şubat 2026 Pazar günü St. Moritz'te gerçekleşen yılın uluslararası en sofistike etkinliklerinden birine tanıklık etti. Donmuş bir gölün üzerinde yürürken, ayakların altındaki buzun çıtırtısına klasik motorların gürültüsü karışıyorsa, artık sıradan bir hafta sonundan çok daha ötesindesiniz demektir.
Buz Üstünde Hareket Eden Sanat Eserleri
Alp Dağları'nın güneşle parlayan beyaz silüeti önünde, eşsiz arabaların zarafet geçişini izlemek için yerini alan Karayel, dizilen nadir klasik ve modern otomobillerin yalnızca teknik harikalar değil, adeta hareket eden sanat eserleri gibi olduğunu vurguluyor. Bu yıl ilk kez verilen Best Sound Award (En İyi Ses Ödülü) hemen fark ediliyordu, çünkü arabalar farklı sesler çıkarmak için buzun üzerinde özenle hazırlanmış hareketlerini sergiliyorlardı.
Jürinin değerlendirmesinde, araçların motorları çalıştırıldığı sürece dikkatli bir inceleme yapıldığı öğrenildi. Ödül, ilk gün 1965 model Pontiac Vivant'a gitti. Karayel, bu ödülün hakkıyla verildiğini belirterek, otomobilin çalışmasının adeta bir senfoni orkestrasıyla birlikte piste doğru ilerlediğini ifade ediyor. Etkinlikte halk oylaması da büyük önem taşıyordu; katılımcılar QR kod okutarak favori araçlarını belirtebiliyorlardı.
Kadınların Başrolde Olduğu Zarafet Geçişi
Yarışın her anının izleyiciyi yalnız bırakmadığını söyleyen Karayel, özellikle kadınların bu sahnede sadece izleyici değil, başrolde olduğuna dikkat çekiyor. Direksiyon başındaki kadın sürücüler, otomobil dünyasının klişelerini kıran bir zarafet ve cesaretle buzun üzerinde adeta dans ettiler. Onların zarafet geçişi ve arabaların duruşu, 5 km öteden bile hissedilebilecek kadar etkileyiciydi.
Sportif Değer Tartışmaları ve Otomotiv Mirası
Herkesin nasıl olduğunu sorduğu ve yarışların sportif değeri olup olmadığı konusunda tartışmaların yaşandığı bu etkinlikte, dünyanın en nadir 50 otomobili buz üzerinde sanat eseri gibi sergilendi. Koleksiyonerler, tasarımcılar ve otomobil tutkunları, Alp zirvelerinin önünde estetiği ve mirası birlikte kutladı. Jüri için seçim yapmanın neredeyse imkânsız olduğu belirtiliyor, çünkü her otomobil sadece bir makine değil, bir dönemi, bir hayali ve bir ruhu taşıyordu.
The I.C.E. etkinliği, otomotiv tarihini vitrine koymakla kalmıyor; aynı zamanda yaşayan bir deneyime dönüştürüyor. Karayel, "Sportif değeri var mı?" tartışmasını pas geçtiğini ifade ederek, bu deneyimin ötesinde bir değer taşıdığını vurguluyor.
Tek Karede Özetlenen Ruh: Ciddiyet ve Şakanın Buluşması
St. Moritz'te stil sadece kıyafetlerde değil; duruşta, bakışta ve hatta köpeklerin üzerindeki kürk montlarda bile hissediliyor. Herkes sahnenin bir parçası oluyor burada. Buz pateniyle servis yapan garsonlar gerçekten var: beyaz ceket, papyon ve elinde tepsiyle pistin kenarındaki masalara servis yapan garsonlar, buranın ruhunu tek karede özetliyor. Bu, ciddiyetle şakanın, aristokrasiyle oyunun buluştuğu bir yer.
Doğuş Hikayesi: Bir Fikrin Yıllar İçinde Gerçeğe Dönüşmesi
Her büyük fikir gibi, bu özel buz gösterisi de bir anda değil, yıllar öncesinde filizlenmiş. 1980'lerin ortasında, kökleri çok daha derinlere, St. Moritz'in donmuş gölüyle kurduğu ilişkiye uzanıyor. Bu göl, bir asırdan fazla süredir spor, lüks ve doğanın iç içe geçtiği bir sahne olmuş. Cresta Run'daki skeleton yarışları, bu ruhun ilk büyük yansımasıydı.
1985'te Cresta Run'ın 100. yılı kutlanırken, bir grup İngiliz yarış üyesi başlarında İskoç Keith Schellenberg ile Vintage Bentley otomobilleriyle donmuş gölün üzerine çıktı. Orada bulunan otomotiv dünyasının önemli isimlerinden Marco Makaus için bu bir 'aydınlanma' anıydı. Renkli gövdelerin beyaz sonsuzlukta oluşturduğu kontrast, yaz ruhlu üstü açık arabaların kışın ortasında meydan okuması… Hepsi bir fikir kıvılcımıydı ve zamanla bir vizyona dönüştü. Belediye, Badrutt's Palace ve uluslararası partnerlerin desteğiyle yıllar içinde bu hayal gerçeğe evrildi.
Sanat da Zirvede: Art Show'un Büyüleyici Atmosferi
St. Moritz'te yarışların ardından biraz tepeye tırmanarak eşsiz manzaranın olduğu Art Show'u gezen Karayel, kentin buz üstündeki zarafetini sanata dönüştüren özel bir atmosferle karşılaştı. 'Art in Motion' başlığı altında, tasarım, hız, güzellik ve hareket fikrinin nasıl estetik bir dile çevrildiğini görmek etkileyiciydi. Sergi, Engadin'in yerel sanat sahnesine kök salıyor ve uluslararası bir vizyon sunuyor.
Resimden heykele, fotoğraftan enstalasyona uzanan işler arasında dolaşırken, mekaniğin hayalle, zanaatin yaratıcılıkla buluştuğu bir diyaloğun içinde yürür gibiydi. Zaha Hadid'in mimari aklı heykelsi bir formda mekânla konuşurken, Fabian Oefner'in bilimle sanatı buluşturan fotoğraf ve enstalasyonları hareketin görünmeyen yüzünü açığa çıkarıyordu. John Chamberlain'in metal heykelleri hız ve çarpışma estetiğini taşırken, Sylvie Fleury'nin işleri lüks ve tüketim kültürünü ironik bir dille sergiye taşıyordu.
Bu sergi, St. Moritz'te sanatın sadece izlenen değil, gerçekten hissedilen bir hareket hâli olduğunu düşündürdü. Funda Karayel'in aktardığı gibi, bu etkinlik yalnızca bir otomobil yarışı değil, aynı zamanda bir sanat ve kültür şöleni olarak hafızalarda yer edindi.