Çocuk Şiddetinde Ekran ve İletişim Etkisi: Maraş ve Siverek Olayları Üzerine Analiz
Çocuk Şiddetinde Ekran ve İletişim Etkisi Analizi

Çocuk Şiddetinde Derinleşen Sorun: Ekran ve Gerçeklik Arasındaki Çizgi

Kahramanmaraş ve Siverek'te meydana gelen acı verici hadiseler, çocukların dünyasında biriken duygusal yükü bir kez daha görünür kıldı. Bu olaylara basit bir öfke patlaması olarak bakmak mümkün değil. Bir çocuğun şiddeti bir iletişim veya ifade biçimi olarak görmeye başlamasının altında yatan nedenlerle yüzleşmek artık zorunlu hale geldi.

Şiddet Eşiğinin Aşılması: Birikmiş Duyguların Patlaması

Kahramanmaraş'ta yaşanan son saldırı, bu açıdan son derece sarsıcı bir örnek teşkil etti. Henüz 14 yaşındaki bir çocuğun, çantasına yerleştirdiği silahlarla okuluna girerek iki ayrı sınıfta rastgele ateş açması, toplum olarak hepimiz için bir kırılma anıydı. Hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğunun yine çocuk olması, meselenin ağırlığını katbekat artırdı.

Hedefin belirsiz oluşu, planlı bir hesaplaşmadan ziyade birikmiş duyguların kontrolsüz biçimde dışa vurulmasına işaret ediyor. Silahların evden temin edilmiş olması ise akıllara başka sorular getiriyor. Bu noktaya gelene kadar hangi erken uyarı işaretleri gözden kaçırıldı, hangi sessizlikler büyüyerek patlamaya dönüştü?

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Küresel Benzerlikler: Coğrafya Değişse de İzler Aynı

ABD'de 20 Nisan 1999'da gerçekleşen Columbine Lisesi Katliamı, bu tartışmanın en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti. 14 Aralık 2012'de yaşanan Sandy Hook İlkokulu Saldırısı ve 11 Mart 2009'da Almanya'da meydana gelen Winnenden Okul Saldırısı da birbirine şaşırtıcı derecede benzeyen hadiselerdi. Coğrafya ve kültür değişse de, bu olayların psikolojik ve sosyal izleri birbirine oldukça yakın duruyor.

Son olarak ülkemizde de görüldüğü gibi, çocukların iç dünyasında saklanan birçok duygu ve düşünce, uygun bir zemin bulduğunda hiç beklenmedik yollarla dışarı taşabiliyor.

Ekranın İçindeki Dünya: Kurgu ile Gerçek Arasındaki Mesafe Daralıyor

Ekranla kurulan ilişki, bu birikimin hızını her geçen gün biraz daha artırıyor. Çocuk bir dizide izlediği sahneyi, kısa süre sonra bir oyunun içinde yeniden yaşayabiliyor. Filmde gördüğü karakter, oyunda kontrol ettiği bir figüre dönüşebiliyor. Bu sürekli geçişler, zihinde tek bir bütünlüklü hikâye gibi yerleşiyor ve kurgu ile gerçek arasındaki ayrım giderek bulanıyor.

Bilgisayar, konsol, telefon veya tabletle oynanan oyunlar bu noktada özel bir deneyim sunuyor. Çocuk burada karar veren ve yöneten konumunda bulunuyor. Bir hedefe ulaşmak için karşısındakini saf dışı bırakmak, oyunun doğal akışının bir parçası haline geliyor. Bu tekrarlanan eylem zamanla alışkanlık üretiyor ve ölüm "geri dönüşü olan" bir deneyim haline dönüşüyor.

Karakter ölüyor ancak yeni bir yaşama hakkıyla oyun devam ediyor, sahne yeniden kuruluyor. Bu sonsuz döngü, gerçek hayatta karşılığı olmayan bir rahatlık hissi doğuruyor. Bir insan hayatının sona ermesiyle oyundaki kaybetme duygusu arasındaki fark giderek siliniyor.

İletişim Zayıflığı ve Alternatif Arayışlar

Çocuklar, hayatı taklit ederek öğrenirler. Evde duydukları bir cümle, okulda karşılaştıkları bir tavır, ekranda izledikleri bir sahne zihinlerinde kolayca yan yana gelebiliyor. Ailenin kullandığı dil ile ekranın sunduğu dil çakıştığında ortaya çıkan tablo daha da belirginleşiyor.

Aile içi iletişimin zayıfladığı her durumda çocuk, kendine başka alanlar açıyor. Anlaşılmadığını hissettiğinde içe kapanıyor veya kendini ifade edebileceği farklı yollar arıyor. Bu yolların başında ekran ve arkasındaki dijital dünya geliyor. Çocuk, saatler boyunca süren tek yönlü bir iletişimle kendi dünyasında kurduğu bir hikâyenin içine giriyor.

Okulun Rolü ve Öğretmenlerin Önemi

Evden sonra çocuğun hayatındaki ikinci önemli dünya okul ve bu dünyanın merkezinde de öğretmenler yer alıyor. Dolayısıyla öğretmen yalnızca ders anlatan ve bilgi aktaran bir figür olmanın ötesinde, güçlü bir rol model konumunda bulunuyor.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Sınıfta kurduğu dil, bir soruya verdiği tepki, adalet duygusunu nasıl temsil ettiği gibi birçok davranış, çocuklar tarafından dikkatle takip ediliyor. Çocuk, öğretmeninin öfkeyle mi yoksa sükûnetle mi karşılık verdiğini asla unutmuyor. Bazen zamanında kurulan bir cümle bir kırılmayı önlerken, bazen fark edilmeyen bir sessizlik daha büyük bir kopuşa zemin hazırlayabiliyor.

Çözüm Yolları: Temiz İçerik ve Sorumlu Yaklaşım

Bu dehşet verici tablo karşısındaki en önemli ihtiyacımız temiz ve kaliteli içerik. Dizi, film, çizgi film, oyun, şarkı, kitap ve oyuncak - aklınıza hangi mecrada ne gelirse gelsin - çocuk medyasının her unsurunun temiz, güvenli ve kaliteli olması şart.

"Çocuklar bunları beğenmiyor, tercih etmiyor, hep başkalarını istiyor" ön yargısıyla kendimizi kandırmaktan vazgeçmeliyiz. Oysa biz çocuklara ne verirsek onunla besleniyorlar. Üç yaşından önce ekranla tanışmaması gereken çocuklara cep telefonu veya tabletleri çocuk bakıcısı olarak veriyoruz ve "Herkes izliyor, herkes oynuyor, herkes dinliyor" düşüncesiyle de bu yanlışımızı savunuyoruz.

Daha da kötüsü, çocuklara alternatif sunmadan izledikleri, oynadıkları, hayranlıkla takip ettikleri içerikleri yasaklamaya kalkarak daha büyük bir yanlışın kapısını aralıyoruz.

Aileler, öğretmenler, yayın kuruluşları, yapımcılar, içerik üreticileri, sosyal medya fenomenleri, gazeteciler ve medya mensupları bu sürecin en belirleyici aktörleri arasında yer alıyor. Üretilen her içerik, görünenden çok daha geniş bir etki alanına sahip.

Sınıfta kurulan bir cümle, evde kurulan bir bağ ve ekranda sunulan bir hikâye aynı dünyanın farklı parçalarını oluşturuyor. Biri zayıfladığında diğerinin yükü artıyor. Bu yüzden anlatının dili, karakterin duruşu ve sahnenin tonu baştan aşağı yeniden düşünülmeli.

İzlenme oranları ve reklam gelirleri uğruna çocuklarımızı feda edemeyiz. Ülkemize ve toplumsal değerlerimize uygun bir yayıncılık anlayışını acilen inşa etmek zorundayız.

Kahramanmaraş ve Siverek'te yaşananlar rastlantı değil. Çocuklarımızın her gün maruz kaldıkları parçaların birleşimi. Ekran ile gerçek hayat arasındaki çizgi silindiğinde, oyunla hayat yer değiştirir. Bu çizgiyi net tutmak, çocukları asla yalnız bırakmamak ve onlara sağlam bir zemin sunmak gerekiyor. O zemin kaydığında, telafisi zor kırılmalar ortaya çıkıyor. Daha fazla vaktimiz yok.