İran'da Savaşın Görünmeyen Yüzü: Hastaneler Kapasitelerinin Üzerinde Çalışıyor
Tahran'ın doğusunda, dar sokakların ve kalabalık mahallelerin arasında yükselen İmam Hüseyin Hastanesi, bugünlerde bir sağlık merkezinden çok daha fazlasını temsil ediyor. İran'da devam eden savaşın en görünmeyen ama en ağır yükü, bu hastanenin koridorlarında hissediliyor. Savaşın yalnızca cephelerde değil, hastane koridorlarında da sürdüğü gerçeği, her geçen gün daha belirgin hale geliyor.
Acil Serviste Zaman Hızlanıyor
Hastanenin acil servisine adım atar atmaz, zamanın hızlandığını hissediyorsunuz. Sedye sesleri, telaşlı adımlar ve sürekli gelen yaralılar... Günlük ortalama 300 poliklinik hastasına hizmet veren hastane, savaşın başlamasıyla birlikte kapasitesinin çok üzerine çıkmış durumda. İran Sağlık Bakanlığı'nın son raporlarına göre, ülke genelindeki hastaneler "birinci seviye alarm" durumunda faaliyet gösteriyor. Ancak bu teknik ifade, sahada insanüstü bir çabaya dönüşmüş durumda.
Bugüne kadar yalnızca bu hastanede 250'den fazla yaralı tedavi edilip taburcu edildi. Şu anda ise 50'ye yakın hastanın tedavisi devam ediyor. Gelen hastaların büyük çoğunluğu, doğrudan hedef alınan binalardaki siviller veya çevrede yaşayan insanlardan oluşuyor. Cam kırıklarıyla kesilmiş bedenler, enkaz altında kalmanın neden olduğu kırıklar ve en ağır olanı yanıklar, hastanenin günlük gerçeği haline gelmiş.
Doktorların Fedakarlığı ve Hazırlık
Hastanenin acil servis sorumlu hekimi Mecid Şucaip'in sözleri, yalnızca bir hastanenin değil, bir ülkenin ruh halini yansıtıyor: "Biz hazırlıklıyız. Hastanemiz tam donanımlı. Gelen tüm hastalarımıza zaman kavramını kaldırdık ve tüm doktorlarımız seferber durumda. Tüm imkanlarımızla tedavilerimizi aksatmamaya çalışıyoruz."
İran, yıllarca süren ambargolar nedeniyle tıbbi ekipman temininde büyük zorluklar yaşamış bir ülke. MR cihazından tomografiye, ameliyat ekipmanlarından ilaçlara kadar birçok alanda ciddi kısıtlamalarla karşı karşıya kalmıştı. Ancak bugün, bu zorluklar aynı zamanda bir hazırlığın temelini oluşturmuş gibi görünüyor. Hastaneler, adeta beklenen bir felakete karşı yıllar öncesinden organize edilmiş.
Hastanenin içindeki camların bantlarla güçlendirilmiş olması, bu hazırlığın en çarpıcı sembollerinden biri. Çünkü kimse doğrudan hedef alınmadığını söylese de, yakın bir patlamanın etkisiyle kırılabilecek bir cam bile hayatla ölüm arasındaki farkı belirleyebiliyor.
İnsan Hikayeleri ve Umutlar
Ancak bu hikayenin en ağır kısmı sayılar değil, insanlar. Sima Efraimi, hastanenin bir odasında tedavi görüyor. "Tek isteğim," diyor, "taburcu olduktan sonra güllerin olduğu bir yerde yaşamak... ve savaşın olmadığı bir ülkede." Bu cümle, İran televizyonlarında yayımlanan birçok röportajda tekrar edilen bir hissiyatın birebir karşılığı. İnsanlar artık sadece hayatta kalmayı değil, "normal" bir hayatı özlüyor.
Ortopedi cerrahı Ali Keypurfer ise hastanenin işleyişine dair şu gerçeği dile getiriyor: "Hiçbir hizmet aksamıyor." Ancak bu cümlenin arkasında görünmeyen bir detay var: Doktorlar ve hemşireler artık günde 12 saat çalışıyor. Ve eğer savaş uzarsa, 24 saat esasına geçmeye hazır olduklarını belirtiyorlar.
Uluslararası Destek İhtiyacı
Ali Keypurfer, "Hastanemiz kapasite olarak Tahran'ın en büyük beş hastanesinden biri. Oldukça yoğun bir çalışma takvimimiz var. Ama bu zor zamanlarda halkımız için gerekenin çok daha fazlasını yapacağız. Bu savaşın en büyük hedefi siviller. Bizler halkımızın tedavisi için mücadeleyi sürdüreceğiz. Ancak savaş uzarsa dostlarımızdan destek bekleyeceğiz. Özellikle Türkiye'den kardeşlerimizden destek bekleyeceğiz" diyor.
İran Sağlık Bakanlığı'nın üç aşamalı kriz planına göre şu an tüm ülke birinci aşamada. Ancak savaşın uzaması halinde ikinci ve üçüncü aşamaların devreye girmesi bekleniyor. Bu aşamalar; kaynakların yeniden dağıtımı, kritik hastaların özel alanlara alınması ve uluslararası destek ihtiyacının açıkça ifade edilmesini içeriyor.
En Çok Etkilenenler: Çocuklar ve Kadınlar
Belki de en acı gerçek, bu hastanenin koridorlarında yankılanıyor: En çok çocuklar geliyor. En çok kadınlar yaralanıyor. Doktor Mecid Şucaip'in ifadesiyle: "Savaş en fazla onları hedef alıyor." Bu cümle, hiçbir resmi raporda tam anlamıyla yazılamayan gerçeğin en sade hali.
Tahran'ın doğusunda, bu hastanede hayat devam ediyor. Ama bu, bildiğimiz anlamda bir hayat değil. Her anı kayıp ve umut arasında gidip gelen, her nefesi bir sonraki saldırıya hazırlık olan ve her şeye rağmen insan kalmaya çalışan bir hayat. Ve belki de en ironik olan şu: Savaşın ortasında en çok çalışan yerler, hayatı kurtarmaya çalışan hastaneler.



