Türk Siyasetinde Rüzgarların Yönü: İktidarın Güvenli Limanı, Muhalefetin Liderlik Krizi
Siyasette Rüzgarların Yönü: İktidar Güçlenirken Muhalefet Krizi

Türk Siyasetinde Değişen Rüzgarlar ve Belirleyici Faktörler

Türk siyasal kültüründe, siyasi rüzgarların yönü ve hangi tarafa estiği sıklıkla değişim gösterebilmektedir. Bu değişimi belirleyen birçok önemli faktör bulunmaktadır. Ekonomik koşullar, dış politikadaki gelişmeler veya karizmatik liderler bu süreçte belirleyici rol oynayabilir. Ancak bana göre tüm bu unsurları kapsayacak şekilde kararlı ve bütünlüklü bir siyasi akıl, genellikle kitlelerde daha fazla karşılık bulabilmektedir. Eğer bu siyasi akla eşlik eden donanımlı ve yetkin kadrolar da mevcutsa, o zaman güçlü bir siyasi hareketin varlığından dahi söz edilebilir.

2023 Seçimleri ve Sonrasında Yaşanan Dönüşüm

Türkiye'nin son yıllarına bakıldığında, bu siyasi atmosferin zaman zaman iktidar ve muhalefet lehine döndüğüne tanık olduk. 2023 genel seçimleri öncesinde rüzgar muhalefetten yana esiyor gibi görünüyordu. Daha doğrusu, manipülatif araştırmalar ve yönlendirmelerle siyasi tablo bu şekildeymiş gibi kamuoyu etkilenmeye çalışıldı. Fakat nihayetinde bize sunulan bu tablonun gerçekçi olmadığı, seçim sonuçlarıyla net bir şekilde ortaya çıktı. 2023 öncesinde yaşanan birçok soruna rağmen, iktidar kanadı seçimleri kazanmayı başardı.

Kuşkusuz, iktidar adına bir zafer olan 2023 seçim sonuçları, muhalefet adına ise büyük bir yıkım anlamına geldi. Sonuç olarak, 2023 öncesinin hemen tüm muhalif siyasi aktörleri peyderpey bu yıkımın altında kaldı. Diğer yandan, yerel seçimlerde belki muhalefetin bile beklemediği şekilde, kazanılan belediyelerle birlikte siyasi atmosfer aniden muhalefet ve özellikle CHP lehine dönmüş oldu.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

İBB Soruşturmaları ve Muhalefetin Değişen Fortunu

Eğer Özgür Özel CHP Genel Başkanlığı'nı yeni kazanmamış olsaydı ve genel seçimlerin üzerinden henüz kısa bir süre geçmemiş olsaydı, muhalefet erken seçim için yoğun bir şekilde baskı yapabilirdi. Fakat bu gerçekleşmedi ve Özgür Özel daha temkinli bir siyasi çizgi izleyerek, hatta AK Parti'yle helalleşme siyasetini hızlandıran isim oldu. İktidar kanadı ve özellikle AK Parti ise, CHP lehine dönen bu siyasi atmosferde paniğe kapılmadan, herhangi bir yıkıma uğramadan süreci yönetti.

Günün sonunda CHP bu yükselişini sürdüremedi ve oluşan siyasi atmosfer zamanla sönümlendi. 19 Mart 2025'te, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik başlayan ve daha sonra diğer belediyelere de sıçrayan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarıyla birlikte, CHP ve Özgür Özel tekrar yükselişe geçti. İlk etapta bu soruşturmalar, hukuki değil "siyasi bir operasyon" gibi lanse edilmeye çalışıldı.

CHP'nin bu süreçteki tutumu her ne olursa olsun "yargılatmayız"cı bir tavra dönüşmeye başladı. Fakat zamanla ortaya çıkan ses kayıtları ve özellikle adeta bir furyaya dönüşen itiraflarla birlikte, kamuoyunun yargılamalara tepkisi de değişti. Her gün yeni kayıt ve deliller ortaya çıkarken, CHP'nin "siyasi operasyon" argümanı da inandırıcılığını yitirmeye başladı. Nihayetinde yargılamalar devam ediyor ve soruşturmaların hemen ardından, Özgür Özel'in miting ve boykotlarla yükselen performansından geriye pek bir şey kalmamış görünüyor.

İktidarın Güvenli Limanı ve Muhalefetin Liderlik Krizi

2026 yılının başından itibaren ise, siyasi atmosfer iktidar lehine dönmeye başladı. Hem soruşturmaların hararetinin biraz sönmüş olması hem de özellikle Suriye'de PYD'nin Türkiye'nin kararlı tutumuyla tasfiye edilmiş olması, iktidarın iç politikada elini güçlendiren ana faktörler oldu. Aynı zamanda, dünyanın farklı bölgelerindeki uluslararası sorunlarda Türkiye'nin oynadığı öncü rol, kitleler nezdinde iktidarın ve özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın güvenilir liman şeklindeki pozisyonunu pekiştirmektedir.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Bir süredir devam eden ABD-İsrail ve İran arasındaki gerilimde de Türkiye, hem itidalli ve diplomasiyi önceleyen tavrını hem de gerektiğinde kendi topraklarını korumak konusundaki kararlılığını şu ana kadar başarıyla sürdürmeyi başardı. Dört bir yanında füzelerin uçtuğu, neredeyse tüm sınırlarında kriz ve çatışmaların yaşandığı bir bölgede, dış politikada kararlı ve güven veren bir siyasetin iç politikada karşılık bulmaması neredeyse imkansız bir durumdur.

Buna karşın, muhalefet cephesinde herhangi bir toparlanma emaresi görülmüyor. Zira muhalefet sahasında hala topyekün bir vizyon ve kapsayıcı bir söylem hakim olmuş değil. Siyasi bir rüzgarın yakalanması için ne gerekiyorsa, adeta onun eksikliğini yaşıyor muhalif elitler. Her şeyden önce net bir karizmatik lider sorunu bulunuyor. Ne Özgür Özel ne Müsavat Dervişoğlu ne de diğer irili ufaklı muhalif partiler, kitleleri heyecanlandıran bir profil sergileyemiyor.

CHP'deki Parçalanmışlık ve Gelecek Endişeleri

Parti olarak nispeten cirmi az olsa da Yavuz Ağıralioğlu'nun bile liderlik anlamında daha öne çıktığı söylenebilir. Yine ne parti bazında ne de muhalif kamuoyunu kapsayacak şekilde ortak bir söylem, bütünlüklü bir programatik yaklaşım inşa edildiğini söylemek zor. CHP adına sadece Ekrem İmamoğlu'nu savunmak üzere dizayn edilen parti kadroları ve oluşturulan politik söylem, anlaşılan o ki dar bir İmamoğlu kliği dışında kimseyi tatmin etmiyor.

Üstüne üstlük, İmamoğlu en son yeni bakanların yemin töreninde ve mahkeme salonundaki nümayişlerde görüldüğü gibi, partiyi hala istediği gibi yönlendirmeye çalışıyor. Açıkçası bu yönlendirmeye riayet etmeyen veya kameralar önünde ayrı, kuliste ayrı davranan bazı partililerin olduğu da kamuoyuna yansıdı. Dolayısıyla İmamoğlu kliğinin parti içindeki etkinliğini gelecek dönemde ne kadar ve nereye kadar devam ettirebileceği bir muamma olarak duruyor.

Diğer yandan, bu durum CHP adına bir parçalanmışlık da getiriyor. CHP'nin güçlü bir lidere sahip olamayışı ve kötü yönetilmesi de bu parçalanmışlığı daha da derinleştiriyor. Zira parti yönetimi için hem Kılıçdaroğlu ekibi hem de potansiyel rakip Mansur Yavaş etkisi her daim bir tehdit algısı olarak öne çıkıyor.

Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'ın partiden ayrılışı sürecinde yaşananlar aslında tam da bu sürecin ayyuka çıktığı bir örnek oldu. Özarslan'ın istifa sürecinde Özel'in attığı küfürlü mesajlar ve bu mesajları atan bir genel başkan profilinin aldığı hasar görmezden gelinemez. Yine Özarslan üzerinden aslında Mansur Yavaş'la hesaplaşıldığı şeklindeki iddialar da dile getirilmeye başlandı.

Sonuç: Başarıyı Satın Alan, Başarısızlığı Cezalandıran Seçmen

Bu iddialar şimdilik kısık sesle dile getirilse de, gelecekte Özel ve parti yönetiminin daha fazla muhatap olacağı soruların başında geliyor. Dolayısıyla şunu söylemek mümkün; Türkiye'de güçlü bir siyasi doktrinin her zaman karşılığı vardır. Bir anlamda seçmen başarıyı ve başarı potansiyelini satın alır. Başarısızlığı ve potansiyel başarısızlığı ise mutlaka bir şekilde cezalandırır.

Mevcut iktidar iyi yanlarını güçlendirmeye, toplumun memnuniyetsiz olduğu tarafları geliştirmeye çalışırken, muhalefet havanda su dövüyor. Güçlü bir siyasi söylem yerine hala isimler üzerinden, bir hafta önce kahraman ilan edilen bir hafta sonra ise hain ve hırsız olarak nitelenen profiller üzerinden gündemi işgal etmeye devam ediyor.

Muharrem İnce ve Emine Ülker Tarhan gibi ancak çok dar bir kesimde karşılığı olabilecek isimlerle heyecan yaratmaya çalışıyor. Seçim takvimi kabaca oluşmaya başladıktan sonra aday isimleri de yoğun bir şekilde gündeme gelmeye başlayacaktır. İşte o zaman muhalefeti yeni bir curcunanın beklediği söylenebilir. Şimdilik hesaplaşmalar öteleniyor ancak bu ötelemenin çok uzun erimli olmayacağını düşünüyorum.