Prof. Dr. Talha Köse: Afrika'nın Yükselişi ve Türkiye'nin Kazan-Kazan Yaklaşımı
Afrika'nın Yükselişi ve Türkiye'nin Kazan-Kazan Yaklaşımı

Prof. Dr. Talha Köse'den Afrika'nın Küresel Rolü ve Türkiye'nin Yaklaşımına Dair Kapsamlı Analiz

Millî İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse, uluslararası sistemdeki dönüşümü ve Afrika'nın yükselen stratejik önemini ele alan detaylı bir analiz kaleme aldı. Köse, Türkiye'nin kıtaya yönelik "kazan-kazan" esaslı güvenlik ve iş birliği yaklaşımını derinlemesine inceliyor.

Uluslararası Sistemde Belirsizlik ve Afrika'nın Merkeze Yolculuğu

Küresel siyaset, güç dinamiklerinin köklü biçimde dönüştüğü, belirsizliğin yapısal hale geldiği bir süreçten geçiyor. Klasik ittifakların işlev kaybı ve çok katmanlı krizlerin kalıcılığı, dünya düzenini öngörülemez bir zemine taşımaktadır. Bu ortamda, uzun süredir çevrede konumlandırılan coğrafyalar yeniden stratejik önem kazanıyor. Bu coğrafyaların başında ise Afrika gelmektedir.

Afrika'nın Artan Stratejik Ağırlığı: Geçici Değil, Yapısal Bir Dönüşüm

Afrika artık yalnızca rekabet alanı değil, küresel gündemi şekillendiren bir ağırlık merkezi haline gelmiştir. Kıtadaki gelişmelerin Avrupa, Orta Doğu ve Asya'yı doğrudan etkilemesi, Afrika'nın uluslararası siyasetin merkezine doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu yükseliş, konjonktürel değil, yapısal parametrelere dayanmaktadır:

  • Genç ve hızla artan nüfus dinamikleri
  • Enerji ve ticaret yolları üzerindeki jeopolitik konum
  • Nadir toprak elementleri ve doğal kaynak zenginliği
  • Tarım, sanayi ve teknoloji alanındaki büyük potansiyel
  • İklim değişikliği ve güvenlik gibi küresel başlıklarda artan belirleyicilik

Afrika, geleceğin teknolojileri ve enerji arz güvenliği için vazgeçilmez bir aktör konumundadır. Bu nedenle, tüm küresel ve bölgesel güçlerin stratejik hesaplarında kıtaya yer vermesi kaçınılmazdır.

Oryantalist Bakış Açısının Ötesine Geçmek

Afrika'ya yönelik hakim okumalar, çoğunlukla sömürgecilik mirasının ürettiği zihinsel kalıplarla şekillenmektedir. Kıta, terörizm, çatışma ve insani krizlerle özdeşleştirilerek, edilgen bir müdahale alanı olarak tasvir ediliyor. Bu yaklaşım, Afrika devletlerinin özne olma kapasitesini ve kurumsal potansiyelini görünmez kılmaktadır.

Oysa Afrika, zengin medeniyet mirası ve tarihsel birikimiyle, kendi çözümlerini üretebilecek potansiyele sahiptir. Geçmişteki oryantalist bakış açıları, bu potansiyelin gelişmesini engellemiş, kıtayı istikrarsızlık ve yoksulluk döngüsünde tutmuştur.

Türkiye'nin Afrika Politikası: Eşitlik, Saygı ve Kazan-Kazan İş Birliği

Türkiye'nin Afrika yaklaşımı, hakim perspektiflerden belirgin biçimde ayrışmaktadır. Türkiye, kıtayı rekabet sahası veya etki alanı olarak görmeyi reddederek, eşit ve saygıya dayalı stratejik ortak olarak konumlandırmaktadır. Bu yaklaşım dört temel ilke üzerine inşa edilmiştir:

  1. Karşılıklı egemenliğe saygı
  2. İnsani sorumluluk ve samimiyet
  3. Kazan-kazan esasına dayalı iş birliği
  4. Uzun vadeli, sürdürülebilir ortaklık

Türkiye'nin Afrika politikası, geçici jeopolitik hesapların ürünü değil, son yirmi yıldır istikrarlı biçimde sürdürülen bilinçli bir stratejik vizyonun sonucudur. Güvenlik, ekonomi, insani temas ve diplomasi alanlarını bütüncül olarak ele alan bu model, kurumsal süreklilik üretmiştir.

Afrika Güvenliğinde Türkiye Modeli: Kapasite Geliştirme ve Yerel Egemenlik

Güvenlik boyutu, Türkiye-Afrika ilişkilerinin en hassas ve kapsamlı alanlarından biridir. Türkiye'nin askeri ve güvenlik varlığı, sert güç projeksiyonu veya kalıcı tahakküm üzerinden değil, kapasite geliştirme, eğitim ve kurumsal dayanıklılık inşası üzerinden tanımlanmaktadır. Bu model, güvenliği yerel egemenliği güçlendiren uzun vadeli ortaklık alanı olarak görmektedir.

Somali ve Libya'daki uygulamalar, bu yaklaşımın somut örneklerini oluşturmaktadır. Türkiye, bu ülkelerde yerel kapasiteyi güçlendirerek kalıcı istikrar ve barış inşasına katkı sunmaktadır. Afrika'nın genç nüfusu ve yüksek potansiyeli, istikrarlı siyasi yapıların acilen tesis edilmesini gerektirmektedir. Türkiye'nin çabaları da bu doğrultuda destekleyici rol oynamaktadır.

Doğrudan Toplumsal Temas: İlişkilerin İnsani Zemini

Türkiye'nin Afrika yaklaşımını ayrıştıran bir diğer boyut, toplumlar arası temaslara verdiği önemdir. Eğitim bursları, kalkınma projeleri, sağlık ve sosyal destek faaliyetleriyle doğrudan Afrikalı toplumlarla temas kuran Türkiye, ilişkilere samimi ve insani bir zemin kazandırmaktadır. Bu temaslar, devletler arası diplomasinin ötesine geçerek toplumsal düzeyde güven ve meşruiyet üretmektedir.

Türkiye-Afrika ilişkilerinin sürdürülebilirliği, imzalanan anlaşmaların ötesinde, doğrudan insani temas ve karşılıklı güvene dayanmaktadır. Bu yaklaşım, uzun vadede sert güç unsurlarından daha kalıcı sonuçlar üretme potansiyeli taşımaktadır.

Sonuç: Geleceğe Yönelik Adil ve Çok Boyutlu Ortaklık

Afrika'yı özne ve eşit olarak görmeyen, hiyerarşi ve bağımlılık üzerine kurulu yaklaşımlar, orta ve uzun vadede sürdürülebilirliğini yitirmeye mahkûmdur. Buna karşılık, Afrika'yı kendi dinamikleri ve öncelikleriyle eşit ortak olarak kabul eden modeller, daha sağlam ilişki zeminleri inşa edebilmektedir.

Türkiye'nin Afrika politikası, bu gerçeğin farkında olarak adil, çok boyutlu ve uzun vadeli bir ortaklık modelini savunmaktadır. Bu model, yalnızca Türkiye-Afrika ilişkilerinin geleceğine değil, küresel sistemin daha dengeli, adil ve kapsayıcı bir yapıya evrilmesine de katkı sunma potansiyeli taşımaktadır. Savunma, strateji ve yenilikçi enerji gibi alanlar, bu ilişkinin tüm taraflar açısından yüksek potansiyele sahip sütunları olarak öne çıkmaktadır.