Bağdat'ta Hükümet Krizi: İran'ın Doğrudan Müdahalesi ve Sürecin Tıkanması
Irak'ta siyasi açıdan son derece hassas bir dönemde, İran Devrim Muhafızları'na bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin Bağdat'ta yürüttüğü yoğun temas trafiği, hükümet kurma krizinin yalnızca iç siyasi dengelerle açıklanamayacak ölçüde bölgesel bir boyuta taşındığını bir kez daha gözler önüne serdi. Şubat ayından bu yana ilk kez Bağdat'a gelen Kaani, hem Şii siyasi liderlerle hem de silahlı grupların temsilcileriyle peş peşe görüşmeler gerçekleştirirken, bu ziyaretin zamanlaması dikkatleri üzerine çekti.
İran'ın Belirleyici Rolü ve Sürece Müdahalesi
Irak basınında yer alan analizlerde, özellikle Al-Mada ve Al-Sabah gibi yayın organları, ziyaretin "hükümet krizinde dış aktörlerin belirleyici rolünün yeniden sahaya indiği" bir döneme denk geldiğini vurgularken, Tahran'ın bu kez daha doğrudan ve daha kararlı bir şekilde sürece müdahil olduğu değerlendirmesine yer verdi. Koordinasyon Çerçevesi içinde yer alan üst düzey bir Iraklı siyasetçi, Kaani'nin temel amacının "Şii güçler arasında bir sonraki başbakan adayına ilişkin giderek artan anlaşmazlıkları çözmek" olduğunu belirtirken, sahadaki tablo bu hedefin ne kadar zor olduğunu da açıkça gösteriyor.
Kaani'nin Temasları: Uzlaşı Arayışı ve Kritik Mesajlar
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin Bağdat'ta yürüttüğü temaslar, yalnızca siyasi uzlaşı arayışıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda Irak'taki güç dengelerine doğrudan etki eden stratejik mesajların iletildiği bir diplomatik tur niteliği taşıdı. Kaynaklara göre Kaani, Şii siyasi liderler ve silahlı grupların temsilcileriyle yaptığı görüşmelerde, Washington ile yürütülen mevcut müzakere sürecinin detaylarını aktararak, İran'ın bu sürece nasıl baktığını kapsamlı biçimde ortaya koydu.
Kaani'nin en net ve en sert mesajı ise silahlı grupların geleceğine ilişkin oldu. Iraklı kaynakların aktardığına göre İranlı komutan, silahlı fraksiyonların tasfiye edilmesi ya da etkisizleştirilmesine yönelik herhangi bir girişimin kesin biçimde reddedildiğini açıkça ifade etti. Bu tür adımları "Amerikan-İsrail komplosu" olarak nitelendiren Kaani'nin, Şii liderleri bu konuda geri adım atmama konusunda uyardığı belirtiliyor.
Toplantıların Ertelenmesi ve Derin Çatlaklar
Koordinasyon Çerçevesi'nin başbakan adayını belirlemek amacıyla planladığı toplantıyı üst üste dördüncü kez gerçekleştirememesi, Irak'taki siyasi krizin ulaştığı tıkanma noktasını açık biçimde ortaya koydu. Taraflar, derinleşen anlaşmazlıklar nedeniyle toplantıyı yeniden ertelemek zorunda kalırken, gözler yeni toplantıya çevrildi. Ancak Bağdat kulislerine yansıyan değerlendirmeler, bu toplantının da kesin bir sonuç üretip üretmeyeceğinin belirsiz olduğunu gösteriyor.
Irak'ta yayın yapan Al-Mada gazetesi, bu süreci "siyasi irade eksikliği değil, siyasi iradelerin çatışması" olarak tanımlarken, Şii blok içindeki güç mücadelesinin artık açık biçimde görünür hale geldiğini yazdı. Söz konusu ertelemeler yalnızca teknik ya da prosedürel sorunlardan kaynaklanmıyor. Aksine, Koordinasyon Çerçevesi içindeki gruplar arasında başbakan adayının kim olacağı konusunda derin görüş ayrılıkları bulunuyor.
İran'ın Etkisi ve "Son Karar" Tartışması
Iraklı araştırmacı Rafid Ceburi, İran'ın Irak'taki etkisinin hâlâ belirleyici olduğunu vurgulayarak, mevcut hükümet krizinin yalnızca iç siyasi dengelerle açıklanamayacağını belirtiyor. Ceburi, "İran Irak'ta en büyük nüfuza sahip aktör olmaya devam ediyor" değerlendirmesinde bulunurken, bu durumun bugünkü tıkanmanın temel nedenlerinden biri olduğunu ifade ediyor.
Ceburi'ye göre, mevcut krizde nihai kararı belirleyebilecek isimlerden biri yine Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani olabilir. "Bu mesele İran için stratejik önemde ve Kaani'nin rolü belirleyici olabilir" diyen Ceburi, Bağdat'taki siyasi sürecin dış etkilerden bağımsız düşünülemeyeceğini açıkça ortaya koyuyor.
Washington–Tahran Dengesi: Asıl Tartışma Hükümetin Niteliği
Siyasi analist ve akademisyen Emced el-İzzi'ye göre ise yaşanan kriz, yalnızca bir başbakan adayının belirlenmesi meselesi değil; Irak'ın gelecekte nasıl bir devlet yapısına sahip olacağıyla doğrudan bağlantılı. El-İzzi, ABD ile İran arasındaki rekabetin isimler üzerinden değil, sistem üzerinden yürüdüğünü vurgulayarak, "Asıl mesele kurulacak hükümetin niteliği ve işlevi" dedi.
Bu hükümetin ya silahlı grupların etkisini pekiştiren bir yapı olacağını ya da onları devlet kurumları içine çekmeye çalışan bir modele yöneleceğini belirten El-İzzi, bu tercihlerin Irak'ın uzun vadeli siyasi istikrarını doğrudan etkileyeceğini ifade etti. Irak medyasında yer alan analizler de bu değerlendirmeyi destekliyor.
Kritik Eşik: Uzlaşı mı, Yeni Kriz mi?
Koordinasyon Çerçevesi'nin önümüzdeki günlerde gerçekleştirmesi beklenen toplantı, Irak'taki hükümet krizinin seyrini belirleyecek kritik bir eşik olarak görülüyor. Bağdat kulislerinde bu toplantının "ya çözüm ya da yeni bir kırılma" anlamına geleceği yönünde güçlü bir beklenti var. Artan bölgesel baskılar, özellikle İran ve ABD hattından gelen dolaylı mesajlar, tarafları uzlaşmaya zorlayabilir; ancak aynı baskı, Şii blok içindeki mevcut fay hatlarını daha da derinleştirme riskini de beraberinde taşıyor.
Irak'ta başbakanlık krizi artık birçok analist tarafından "zaman kaybı" aşamasına girmiş bir süreç olarak değerlendiriliyor. Siyasi hesaplar ile bölgesel dengelerin iç içe geçtiği bu tabloda, tarafların yalnızca kendi pozisyonlarını korumaya odaklandığı, bu nedenle uzlaşının giderek zorlaştığı ifade ediliyor.
Herkes Bekliyor, Ama Kimse Karar Vermiyor
Bugün Bağdat'ta ortaya çıkan tablo, klasik bir hükümet kurma krizinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Süreç, Irak'ın iç siyasi dengeleri ile bölgesel güç mücadelesinin kesiştiği kritik bir kırılma anına dönüşmüş durumda. Irak medyasında yer alan yorumlarda da bu durum sıkça vurgulanıyor; özellikle siyasi aktörlerin karar almaktan çok pozisyon korumaya odaklandığı, bu nedenle sürecin sürekli ertelendiği ifade ediliyor.
Bu tablo, Irak siyasetinde "karar alınamayan ama krizin sürdürüldüğü" bir denge durumuna işaret ediyor. Hiç kimse açıkça "kriz var" demiyor. Hiç kimse "karar veremiyoruz" demiyor. Ama herkes sürecin tıkandığını biliyor. Ve ironi tam da burada başlıyor: Irak'ta hükümeti kim kuracak sorusunun cevabı hâlâ Bağdat'ta değil… ama herkes cevabın nereden geleceğini tahmin ediyor.



