Davos 2026'da Erdoğan'ın Adaletsizlik Uyarıları Yeni Bir Yankı Buldu
Davos 2026'da Erdoğan'ın Adaletsizlik Uyarıları Yankılandı

Davos 2026'da Küresel Sistemin Meşruiyet Krizi Masaya Yatırıldı

İsviçre'nin Davos kasabasında gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu 2026 Zirvesi, bu yıl da küresel düzenin derinleşen sorunlarının ele alındığı bir platform olarak öne çıktı. Ancak zirvede dikkat çeken en önemli gelişme, çözüm önerilerinin çoğunlukla salonlarda sıkışıp kalması oldu. Perde arkasında ise sert pazarlıkların ve diplomatik manevraların yürütüldüğü bir tablo ortaya çıktı.

Trump'ın Sert Çıkışları ve Erdoğan'ın Yankılanan İtirazı

Bu yılki zirvede en çok konuşulan isimlerden biri, eski ve yeniden seçilmiş ABD Başkanı Donald Trump oldu. Trump'ın mevcut küresel düzene yönelik getirdiği sert eleştiriler, serbest piyasa dogmalarını ve geleneksel çok taraflı diplomasi anlayışını hedef aldı. Bu çıkışlar, Davos'un alışılagelmiş dilini bir kez daha zorlamakla kalmadı, aynı zamanda forumun "rahatsız edici gerçeklerle yüzleşme" iddiasını da yeniden gündeme taşıdı.

Trump'ın mesajları, 2009 yılında dönemin Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'taki "One Minute" çıkışını hatırlatan bir yankı yarattı. O dönemde Erdoğan, Gazze saldırılarının hemen ardından bir panelde İsrail Başbakanı Shimon Peres ve moderatörün tutumuna karşı sert bir tepki göstermişti. Bu çıkış, küresel elit düzenine yöneltilmiş açık bir itiraz olarak tarihe geçmişti.

Geçen 17 yıla rağmen, Davos'un temel çelişkilerinde kayda değer bir değişiklik olmadı. Farklı siyasi çizgilerden gelseler de, hem Erdoğan'ın hem de Trump'ın Davos sahnesinde yarattığı etki, ortak bir soruyu gündeme getirdi: Küresel düzen gerçekten değişiyor mu, yoksa Davos sadece değişiyormuş gibi mi yapıyor? İşte bu soru, Davos 2026 Zirvesi'ni sıradan bir ekonomi toplantısı olmaktan çıkararak, küresel sistemin meşruiyet krizinin yeniden tartışıldığı önemli bir dönüm noktasına dönüştürdü.

Batı'dan Gelen Nadir İtiraflar ve Adalet Arayışı

Davos 2026'da dikkat çeken bir diğer önemli kırılma noktası, Birleşmiş Milletler sisteminin hukuki meşruiyetine yönelik eleştirilerin artık yalnızca "küresel güney" ülkelerinden değil, Batılı liderlerden de açıkça dile getirilmeye başlanması oldu. Bu durum, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yıllardır ısrarla vurguladığı "Dünya 5'ten büyüktür" tezinin, uluslararası hukuk zemininde yeniden tartışılmaya başlandığının açık bir göstergesi olarak yorumlandı.

Erdoğan'ın özellikle BM Güvenlik Konseyi'nin veto yapısı üzerinden dile getirdiği eleştiriler oldukça nettir: Beş daimî üyenin (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) sahip olduğu veto yetkisi, uluslararası hukukun evrensellik ilkesini fiilen askıya alan bir mekanizma oluşturmaktadır. Bu yapı, hukuki olmaktan çok güç dengelerine dayalı siyasi bir sistem yaratmaktadır.

Bu yılki zirvede, Kanada Başbakanı Mark Carney'nin yaptığı açıklamalar özel bir yer tuttu. Carney'nin, BM sisteminin günümüz krizlerine cevap üretmekte yetersiz kaldığını ve mevcut yapının uluslararası hukuk açısından ciddi bir temsil ve adalet sorunu doğurduğunu kabul eden ifadeleri, Davos kulislerinde "sessiz bir kırılma" olarak değerlendirildi.

Carney'nin açıklamaları, Batı dünyasının ilk kez bu tıkanıklığı yalnızca siyasi bir zorluk olarak değil, aynı zamanda hukuki bir sistem krizi olarak tanımlamaya başladığını gösteriyor. BM Şartı'na göre Güvenlik Konseyi'nin temel görevi uluslararası barış ve güvenliği korumak olsa da, veto mekanizması nedeniyle Konsey; Gazze, Ukrayna, Suriye ve Yemen gibi kritik dosyalarda etkili kararlar alamayan, hatta çoğu zaman hukuki sorumluluktan kaçan bir yapıya dönüşmüş durumda.

Ekonomik Büyüme ve Paylaşım Sorunu

Zirvede ekonomi başlığı altında en fazla tartışılan konulardan biri, küresel ekonomik büyümenin neden toplumsal refaha yeterince yansımadığı oldu. Bu çerçevede, 13.5 trilyon dolarlık varlık fonuna sahip BlackRock'un CEO'su Larry Fink'in yaptığı çıkış, Davos'un ruh halini özetleyen açıklamalardan biri olarak değerlendirildi.

Fink'in "sistem 30 yıldır halka yeterince bir şey vermedi" şeklindeki tespiti, yalnızca bir itiraf değil, aynı zamanda Davos elitlerinin kendi meşruiyet krizini de kabulü olarak yorumlandı. Yapay zekânın beyaz yakalı istihdamı tehdit etmesi ise, sosyal huzursuzluk riskini zirvenin merkezine taşıyan bir diğer önemli faktör oldu.

Trump'ın Barış Kurulu Hamlesi ve Türkiye'nin Rolü

Zirve sırasında dikkat çeken bir diğer gelişme, Donald Trump'ın Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı "Barış Kurulu"na bizzat davet etmesi oldu. Davetin kabul edilmesi üzerine Türkiye'yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan temsil etti. Beyaz Saray, Fidan'ın "Gazze Yürütme Kurulu" benzeri bir formatta, bazı uluslararası isimlerle birlikte yer alacağını duyurdu.

Haberde adı geçen isimler arasında ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Başkanlık Özel Temsilcisi Steve Witkoff, eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair ve Jared Kushner gibi önemli figürler bulunuyor. Bu hamle, Türkiye'nin bölgesel ve küresel diplomasideki artan rolünü bir kez daha gözler önüne serdi.

Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirme

Uluslararası hukuk perspektifinden bakıldığında sorun oldukça açıktır: BM Güvenlik Konseyi'nin mevcut yapısı meşru ancak adil değildir. Yani kurallara göre kurulmuş, ancak sonuçları itibarıyla eşitlik ilkesini ihlal eden bir sistem söz konusudur. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yıllardır dile getirdiği itiraz da tam olarak bu noktaya dayanmaktadır.

"Dünya 5'ten büyüktür" söylemi, bir siyasi sloganın ötesinde, uluslararası hukukun yeniden inşasına dair normatif bir çağrı niteliği taşımaktadır. Davos 2026'da Mark Carney gibi bir Batılı liderin benzer bir noktaya temas etmesi, bu çağrının artık marjinal değil, merkeze yaklaşan bir tartışma haline geldiğini açıkça göstermektedir.

Zirveden Çıkan Sonuçlar ve Gelecek Öngörüleri

Davos 2026 Zirvesi, küresel sistemin bir yol ayrımında olduğunu net bir biçimde ortaya koydu. Serbest piyasa, çok taraflı diplomasi ve liberal düzen; Trump'ın temsil ettiği güç politikalarıyla ciddi bir sınavdan geçiyor. Zirveden çıkan genel tablo, küresel elitlerin hâlâ sorunları teşhis edebildiğini, ancak çözüm üretme kapasitelerinin ciddi biçimde zayıfladığını gösteriyor.

Bu yılki zirvenin belki de en net çıktısı, Davos'un artık küresel gündemi belirleyen değil, gündemin gerisinden gelen bir platforma dönüşme riskiyle karşı karşıya olduğudur. Trump'ın yükselttiği siyasi dalga, Davos'un temsil ettiği küresel elit düzenini doğrudan sorguluyor.

ABD ana akım basınında sıkça dile getirilen şu tespit, zirvenin ruh halini özetlemektedir: "Davos, Trump sonrası dünyayı değil; Trump'ın geri döndüğü bir dünyayı anlamaya çalışıyor." Davos 2026, klasik bir ekonomi zirvesi formatının ötesine geçerek, Trump'ın mesajları ve Gazze merkezli diplomasi denemesi üzerinden küresel siyasetin de sahnesi haline geldi.

Trump'ın Barış Kurulu hamlesinin sahada nasıl karşılık bulacağı ve "dar bir yürütme ekibi" formatının kalıcı bir kuruma dönüşüp dönüşmeyeceği ise, önümüzdeki haftalarda Washington, Avrupa başkentleri ve bölge ülkelerinin atacağı adımlarla netleşecek. Davos 2026, çözüm sunan bir zirveden çok; gelecek fırtınayı hisseden ancak yönünü tayin edemeyen bir küresel vitrin olarak tarihe geçti.