2017 yılının Haziran ayında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır'ın Katar'a yönelik başlattığı diplomatik ve ekonomik abluka, kamuoyuna "terörizmin finansmanı" ve "Müslüman Kardeşler'e destek" gibi gerekçelerle sunulmuştu. Ancak son dönemde gün yüzüne çıkan Jeffrey Epstein'e ait belgeler ve e-posta dokümanları, bu krizin arka planında çok daha kapsamlı ve stratejik bir jeopolitik planın bulunduğunu gözler önüne seriyor.
Ablukanın Gerçek Hedefi: İsrail'in Bölgesel Hakimiyeti
Belgelere göre, 2017'de dört Körfez ülkesinin Katar'a yönelik ablukasının asıl amacı, İsrail'in bölgesel hakimiyetinin önünde engel olarak duran Katar'ı devre dışı bırakmak ve 2020'de imzalanacak Abraham Anlaşmaları'na giden yolu açmaktı. İsrail gizli servisi Mossad adına çalıştığı iddia edilen Epstein'in belgelerinde yer alan e-posta trafiği, Katar’a yönelik ablukanın yalnızca bir baskı aracı olmadığını, doğrudan bir yönetim değişikliğini hedeflediğini ortaya koyuyor.
Epstein'in Katar'a Yönelik Tavsiyeleri
ABD Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuna açılan belgelere göre, Jeffrey Epstein'in 9 Temmuz tarihli bir e-postayla Katarlı bir iş insanına gönderdiği mesajda, Katar'ın "İsrail'i tanıması" ve ABD Başkanı nezdinde iyi bir imaj oluşturmak için "İsrail'de dans edip şarkı söylemesi" yönünde tavsiyelerde bulunması dikkat çekiyor. Bu ifadeler, ablukanın hangi yönde yoğunlaştığını net bir şekilde gösteriyor. Aynı yazışmalarda, Katar'a yöneltilen "terör destekçisi" suçlamalarının bir pazarlık aracı olarak kullanıldığı da görülüyor.
Türkiye'nin Kritik Rolü ve Engelleyici Faktör
Epstein'in Haziran 2017'de dönemin Kuveytli eski bakanı Enes el-Raşid'e gönderdiği e-postada, "Türkler içerideyken askeri seçeneğin artık mümkün olmadığı" ifadesinin yer alması, abluka ile Doha'da uygulanmak istenen planı engelleyen temel faktörü ortaya koyuyor. Epstein mesajının devamında, "Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın Yemen savaşını kazanamayacağı, bu nedenle müzakerenin uygun bir zaman olduğu" yorumunda bulunuyor.
BAE Büyükelçisinin E-postalarındaki Paralellik
Epstein belgeleriyle yayınlanan e-postaların, Haziran 2017'de BAE'nin Washington Büyükelçisi Yusuf El-Uteybe'nin sızdırılan e-postalarıyla paralellik taşıdığı da görülüyor. O dönem sızdırılan e-postalar, BAE Büyükelçisi Uteybe'nin İsrail lobisine yakın isimler Elliott Abrams ve Dennis Ross ile yaptığı mesajlaşmalarda, Katar'a karşı güç kullanımı ve rejim değişikliği dahil çeşitli senaryoların masada olduğunu ortaya koyuyordu.
Uteybe'nin sızdırılan e-postalarında, Katar'ın İsrail karşıtı BDS hareketine verdiği destekten dolayı "cezalandırılması" gerektiği açıkça ifade ediliyor. Abrams'ın "Katar'ı fethetmek herkesin sorununu çözer" ifadesine el-Uteybe'nin "kolay bir iş" yanıtını vermesi ise dikkat çeken diğer bir detay olarak öne çıkıyor.
Planın Başarısızlıkla Sonuçlanması ve Türkiye'nin Müdahalesi
Belgelerden çıkan tabloya göre, 2017 ablukası İsrail ile normalleşmeyi merkeze alan yeni bölgesel düzenin Katar'a zorla kabul ettirilmesi girişimiydi. Ancak hesaplar tutmadı. Türkiye'nin sahaya inmesi ve Katar'ın ablukanın ekonomik ve siyasi maliyetlerine rağmen geri adım atmaması, planın başarısızlıkla sonuçlanmasına neden oldu. Üç yıl sonra abluka resmen sona erdi.
Gerçek Hayat Dergisinin 2017'deki Haberi
Gerçek Hayat dergisi, Aralık 2017'de Mehmet Acet imzasıyla yayınladığı "Katar'a Darbeyi Türkiye Önledi" başlıklı haberinde, Türkiye'nin oynadığı kritik rolü detaylarıyla ortaya koymuştu. Haberde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye'nin Katar'ın güvenliğini sağlamak için attığı adımlar şu şekilde özetleniyordu:
"5 Haziran 2017'de Suudi Arabistan, BAE ve Mısır'ın Katar ile ilişkileri kesmesiyle başlayan Körfez krizi, yalnızca diplomatik bir abluka ile sınırlı kalmadı. İddialara göre Suudi Arabistan ve BAE, Katar Emiri Şeyh Temim'i devirerek yerine Londra'daki bir aile üyesini getirmeyi planladı. Aynı gece Ankara'dan gelen talimatla yaklaşık 200 kişilik Türk özel birlikleri Emir'in sarayını koruma altına aldı. Bu hızlı müdahale sayesinde olası bir saray darbesi engellendi. Türkiye'nin askeri ve siyasi desteği, krizin seyrini belirleyen en kritik unsur oldu."
Bu gelişmeler, bölgesel güç dengelerinin ne kadar karmaşık ve çok boyutlu olduğunu bir kez daha gösterirken, Türkiye'nin bölgedeki etkin rolünün de altını çiziyor.