Müslüman Devletlerin Uluslararası Sistemdeki Öteki Konumu ve Çözüm Arayışları
Müslüman Devletlerin Öteki Konumu ve Çözüm Yolları

Müslüman Devletlerin Uluslararası Sistemdeki Çıkmazı ve Öteki Konumu

Uluslararası ilişkiler uzmanları, mevcut küresel sistemin kurucularının, çevre ülkelerin gelişimini engelleyecek şekilde yapılandırdığını ve bu sistemi değiştirilemez olarak tanımladığını belirtiyor. Bu tanımlama, sistem içinde farklı bir eğilimin mümkün olmadığını, merkez aktörlere bağımlı olmadan bir çevre ülkenin varlık gösteremeyeceğini dayatıyor. Sistemi bozma eğilimi gösteren ülkeler ise çeşitli yöntemlerle tekrar entegre edilmeye çalışılıyor.

Hegemon Güçlerin Çıkar Odaklı Politikaları

Çatışma bölgelerinde hegemon güçler, çatışmasızlığı ancak ekonomik ve askeri anlaşmalarla kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece destekliyor. Aksi durumda ise çatışmanın sürmesinden fayda sağlamaya çalışıyorlar. Bu durumun son örneklerinden biri, ABD Başkanı Trump'ın Ukrayna'ya sağladığı desteğe karşılık değerli madenler konusunda ülkeyi anlaşmaya zorlamasıdır. Diğer bir örnek ise ABD'nin Venezuela'ya yönelik müdahalesidir. ABD, Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu hedef alan operasyonların ardından yeni yönetimle anlaşarak ülkenin petrol kaynaklarını satın almaya başladı. İran konusunda ise Trump, İran'ın kaynaklarına erişim sağlayacak bir liderle çalışmak için girişimlerde bulunsa da henüz başarılı olamadı.

Müslüman Devletlerin Sistem İçindeki Konumu

Müslüman devletler, mevcut uluslararası sistemde sürekli olarak çeperde, yani "öteki" konumunda yer alıyor. Bu düzende Müslüman devletler, hegemon güçlerin çıkarlarını kendi çıkarlarıyla özdeşleştirmek zorunda bırakılıyor. İki Müslüman devlet arasındaki sorunun çözümü ise merkez hegemonyasının çıkarlarına göre şekilleniyor. Eğer Müslüman devletler arasındaki anlaşmazlıklar hegemon güçlerin çıkarlarına hizmet ediyorsa, bu güçler çözümsüzlüğü desteklediği gibi, bazen bu durumu "çözüm" olarak sunabiliyor. Suriye'de 2011'de başlayan iç savaş, bu tablonun çarpıcı örneklerinden birini oluşturuyor. Merkez hegemonyası, Suriye'de yaşanan savaş suçlarına ve toplu katliamlara göz yummakla suçlanıyor.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Sınıfsal İktidar Mücadelesi ve Otoriter Rejimler

Müslüman devletler arasında yaşanan temel anlaşmazlıkların başında sınıfsal iktidar mücadelesi geliyor. Bugün birçok Müslüman devlette otoriter rejimler hâkim durumda. Bu rejimlerden bazıları iktidarlarını sürdürmek için kriz, çatışma ve iç savaş ortamı üretebiliyor. Bu durum da Müslüman devletlerde sınıfsal iktidar mücadelesine yol açıyor. Arap Baharı sürecinde Arap monarşileri ve Müslüman Kardeşler arasında yaşananlar, bu mücadelenin somut göstergesi olarak kayıtlara geçti.

Bölgesel istikrarsızlıklar, yerel ve doğal güç merkezlerinin ortaya çıkmasını engellerken, krizlere dışarıdan müdahale kapılarını açıyor ve hegemon güçlerin nüfuzunu artırması için bir kaldıraç görevi görüyor. Ayrıca bu yönetimler, varlıklarını sürdürmek için hegemon aktörlerle yakın ilişkiler kurabiliyor. Ancak bu durum her otoriter rejim için geçerli olmayabiliyor. Libya'da Kaddafi'nin 42 yıllık yönetimi hegemon aktörlerle sorunlar yaşarken, Mısır'da Mübarek'in 30 yıllık iktidarında ABD ile yakın ilişkiler kurması dikkat çekici bir örnek teşkil ediyor.

Etnik Temelli Sorunlar ve Milliyetçilik

Irka dayalı milliyetçilik, 18. yüzyıl ve sonrasında hızla yayılarak birçok ulus devletin ortaya çıkmasına neden oldu. Zamanla bu yaklaşım daha katı bir hal alarak ırkçılık boyutunda yansımalar meydana getirdi. Bazı milliyetçilik taraftarları, sadece kendi milliyetini öncelemekle yetinmeyip diğer ırklara sahip milletleri küçümseme ve hor görme yaklaşımını benimsedi. Bu da devletler arasında yaşanan ırka dayalı anlaşmazlıkları etnik bir ayrımcılığa dönüştürdü ve etnik temelli sorunları derinleştirdi. Müslüman devletler arasında çeşitli dönemlerde etnik temelli yaklaşımlar ayrışma ve anlaşmazlıklara neden oldu ve bu yaklaşımlar hâlâ fırsat kolluyor.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Mezhepçilik ve Bölgesel Çatışmalar

İslam tarihinde mezheplerin ortaya çıkışı ve yayılışı, önemli anlaşmazlık ve çatışmalar meydana getirdi. Bu anlaşmazlıklar tarihte olduğu gibi bugün de devletlere ve toplumlara zarar veriyor. Özellikle İran ve Suudi Arabistan arasındaki mezhep temelli rekabet, bölgedeki birçok ülkeyi etkiliyor. Yemen, Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkeler, tüm enerjilerini mezhep çatışmalarıyla harcarken kaynakları da hegemon güçler tarafından tüketiliyor. Orta Doğu ve Afrika'da mezhep temelli çatışma veya çatışma potansiyeline sahip çok sayıda ülke bulunuyor.

Sınır Sorunları ve Yapay Çizgiler

İmparatorlukların dağılması ve ulus-devletlerin oluşması sürecinde hâkim güçler, çekildikleri bölgelerde yapay sınırlar çizdi ve bu sınırları hegemonyalarını sürdürmek için araçsallaştırdı. Bölgenin ekonomik, kültürel ve demografik özellikleri göz ardı edilerek çizilen yapay sınırlar, çatışmaların ve krizlerin en önemli sebeplerinden biri haline geldi. Suudi Arabistan, Umman ve Abu Dabi Emirliği arasındaki Bureymi Krizi'nin ortaya çıkışı ve çözüme kavuşturulması, küresel aktörlerin bölgedeki hegemonik varlıklarıyla doğrudan ilişkilidir.

Hegemon Tahakkümü ve Sürdürülebilir Çözüm Arayışları

Günümüzde Müslüman devletlerin çoğu, yukarıda bahsedilen anlaşmazlıklarla karşı karşıya bulunuyor. Bu sorunların ortaya çıkmasında bölge dışı hegemon güçlerin dahli olduğu kadar, sürmesinde de Müslüman devletlerin kendi yanlış tutumları etkili oluyor. Bazı Müslüman devletler, hegemon güçlerin nüfuzundan etkilenip bu ülkelerle ciddi farklılıkları olsa da bir uyum yakalayabiliyor. Ancak çok fazla ortak noktası olmasına rağmen bir Müslüman ülke ile uyum için yeterince çaba göstermiyor.

Hegemon güçlerle uyumun en önemli gerekçesi, bu güçlerin olası baskısından kurtulmak ve çeşitli alanlarda güvence altına alınmış olmaktır. Ancak bu güvence, hegemon gücün talep veya çıkarlarında bir değişim olduğu takdirde her an sona erme riski taşıyor. ABD'nin son yıllarda Körfez ülkelerinin güvenliğini sağlama konusunda değişen tutumu, bu durumun bariz bir örneğini oluşturuyor.

İslam Barışı ve Alternatif Mekanizmalar

İslam dünyasının gelinen noktada özüne dönmesi bir zaruret haline gelmiştir. Veda Hutbesi'nde yer alan ifadeler, mezhepçilik yaparak üstünlük iddia etmeyi açıkça reddetmektedir. İslam dininin teşekkülünde ortaya konulan prensiplere göre bugün ayrışma ve çatışma sebebi olan bu tür anlayışlar yasaklanmıştır. Ayrıca Müslüman devletler, kendi aralarında çözebilecekleri anlaşmazlıklar nedeniyle ciddi enerji kaybediyor. Bu enerji kaybı, hegemon aktörlerin kendi üzerlerindeki etkilerini de artırıyor.

Bu nedenlerle Müslüman devletler, uluslararası ilişkiler alanına İslam'ın bakışıyla kavramsal ve anlayışsal olarak katkı sunarak alternatif anlayış ve kuruluşlar inşa etmelidir. Bugünün uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk uygulamaları gereği genel olarak, Müslüman devletlerin kendi aralarında yaşadıkları siyasi anlaşmazlıklara BM ve UCM gibi uluslararası kuruluşlar aracılığıyla çözüm arayışları başlı başına bazı sorunları beraberinde getiriyor.

Sonuç olarak, Müslüman devletler arasında en sık görülen sınıfsal iktidar mücadelesi, siyasi otorite arayışı, etnik sorunlar, mezhepçilik ve sınır sorunları gibi siyasi anlaşmazlıkların mevcut uluslararası sistemin Müslüman devletleri öteki konumuna iten işleyişini beslediği görülüyor. Bu nedenle Müslüman devletler, belirtilen siyasi anlaşmazlıkların çözümünde hegemon aktörlerden ve mevcut sistemden beklenti içinde olmak yerine alternatif arayışlar içinde olmalı, meseleleri doğrudan muhataplarıyla ikili olarak çözmeye ya da başka bir Müslüman devletin arabuluculuğuyla çözmeye çalışmalıdır.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın konuya ilişkin açıklamaları da bu durumu özetler niteliktedir: "Zira eğer sorunlarımızı çözmek için bir hegemonun gelip müdahale etmesini beklemeye devam edersek; çoğu zaman bu sorunlar bizim görmek istediğimiz şekilde çözülmez. Üstelik bunun bedeli de çok ağır olur."