İran'daki iç gelişmeler ve ABD ile İsrail'den gelen sert açıklamalar, bölgede askeri bir müdahale olasılığını yeniden gündeme taşıdı. Bu ortamda Türkiye'nin pozisyonu ve hassas dengeleri merak konusu oldu. Ankara'nın bu krizde iki net ve değişmez kırmızı çizgisi bulunuyor.
Birinci Kırmızı Çizgi: Askeri Müdahaleye Katılmamak
Türkiye, ABD veya NATO tarafından talep edilse dahi İran'a yönelik olası bir askeri müdahalenin parçası olmayacak. Bu durum, NATO üyeliğine rağmen geçerli bir tutum olarak öne çıkıyor. Zira İran meselesi, bir üye devlete saldırı halinde kolektif savunmayı öngören NATO Antlaşması'nın 5. maddesi kapsamında değerlendirilmiyor.
Ankara, geçmişte Irak'a asker gönderme tezkeresinin TBMM'de reddedilmesi örneğinde olduğu gibi, bölgesel barışı riske atacak adımlardan kaçınma kararlılığını koruyor. Türkiye'nin çıkarları, İran'daki rejim veya devlet mekanizmasının çökmesiyle oluşacak kaos ve istikrarsızlıktan korunmak yönünde şekilleniyor.
İkinci Kırmızı Çizgi: Sınır Güvenliği ve Terörle Mücadele
Türkiye'nin diğer değişmez prensibi ise sınır güvenliğinin ihlali veya topraklarına yönelik bir terör saldırısı karşısında gereken her türlü karşılığı vermek olarak beliriyor. "Hudut namustur" anlayışıyla hareket eden Türkiye, İran kaynaklı bir PKK/PJAK saldırısı, füze atışı, SİHA operasyonu veya sınırdaki bir provokasyon durumunda askeri doktrinlerini devreye alacak.
Bu tür senaryolarda atılacak adımlar, İran'a doğrudan bir müdahale olarak değil, sınır güvenliği operasyonu olarak tanımlanıyor. Suriye'de olduğu gibi, merkezi otoritenin çökmesi ve sınır hattında terör yapılanmalarının oluşması halinde, tampon bölge veya güvenlik kuşağı oluşturulması da gündeme gelebilecek hazırlıklar arasında.
NATO Şemsiyesi ve Diplomasi Yolu
Türkiye, NATO içinde İran'a karşı askeri bir inisiyatif alınmasına komşu bir ülke olarak karşı çıkıyor. Bölgedeki mücadelesinde Ankara'nın öncelikleri, sınır güvenliğini ve komşularının toprak bütünlüğünü korumak, kaosu önlemek şeklinde sıralanırken; ABD ve İsrail'in rejimi zayıflatma odaklı politikalarıyla örtüşmüyor.
Ankara, krizin çözümü için diplomatik kanalları ve caydırıcı görüşmeleri sonuna kadar kullanma taraftarı. Ancak, 18 Ocak 2026 tarihi itibarıyla masada duran senaryolara karşı da her türlü askeri ve güvenlik tedbirini almakta kararlı görünüyor. Türkiye, ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ve İran'ın davetiyle oluşacak bir görev gücünde, insani koridor ve istikrar amaçlı yer alabileceğinin altını çiziyor.