Küresel Enerji Talebi 2035'e Kadar Elektriğe Kayacak: Şebeke Yatırımları Kritik Önemde
Küresel enerji piyasası, giderek elektriğe dayalı bir yapıya doğru hızla evrilirken, sistemin odağı da elektrik tüketimine kayıyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından yayınlanan son projeksiyonlar, küresel enerji talebinin 2035 yılına kadar yarı yarıya büyüyebileceğini ortaya koyuyor. Bu dönüşüm, enerji sektöründe köklü değişimleri beraberinde getiriyor.
Elektrik Talebindeki Artış ve Çözüm Önerileri
Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü (IEEFA) Elektrik Sektörü Analisti Jonathan Bruegel, elektrik talebindeki bu önemli artışın "tek mucize" bir çözümle değil, eş zamanlı ve kapsamlı yatırımlarla karşılanabileceğini belirtti. Bruegel, üretim kapasitesinin talebi karşılamada ana itici güç olacağını vurgulayarak şunları söyledi:
"Hem güneş ve rüzgar gibi kesintili kaynakların hem de yönetilebilir yenilenebilirlerin (hidroelektrik, jeotermal, sürdürülebilir biyokütle) hızla devreye alınması ve bazı bölgelerde nükleer enerjinin rolünün korunması ya da genişlemesi öne çıkacak. Ancak yalnızca yeni üretim kapasitesi yeterli değil. Şebeke genişletme, güçlendirme ve dijitalleşme kritik önemde."Bruegel, daha güçlü ve akıllı iletim-dağıtım ağlarının kurulması gerektiğini ifade ederek, şebeke yatırımlarının üretim artışıyla eş zamanlı ilerlemesinin zorunlu olduğunu kaydetti. Ayrıca, depolama teknolojilerinin giderek daha merkezi bir rol üstleneceğini belirtti:
"Kısa süreli bataryaların güneş ve rüzgarla sistematik biçimde eşleştirilmesi ve doğru ölçeklendirilmesi, neredeyse 7/24 düşük karbonlu elektrik arzı için gerekli."Bruegel, pompaj depolamalı hidroelektriğin de uzun süreli ve mevsimsel depolama açısından henüz yeterince değerlendirilmeyen bir çözüm olduğunun altını çizdi.
Fosil Yakıtların Gelecekteki Rolü
Batı Avrupa'nın büyük bölümünde mevcut gidişatın, güç sistemlerinin 2045'e kadar ağırlıklı olarak yenilenebilir kaynaklara ve bazı ülkelerde nükleer enerjiye dayanarak fosil yakıtlardan büyük ölçüde arınabileceğini gösterdiğini anlatan Bruegel, İtalya ve Almanya gibi ülkelerin fosil yakıtlardan tamamen vazgeçme konusunda hala temkinli davrandığını ifade etti.
Orta ve Doğu Avrupa'da ise yenilenebilir enerji yayılımının hızlandığını ancak eski kömür varlıkları, şebeke kısıtları ve finansman zorlukları nedeniyle 2045'e kadar tamamen fosil yakıtsız bir üretimin pek olası görünmediğini öne sürdü. Küresel ölçekte fosil yakıtlı üretimin, özellikle güvenilir kapasite kaynağı olarak arz güvenliğinde rol oynamaya devam edeceğini vurguladı:
"Çin'de bile -yıllık çift haneli yenilenebilir kapasite artışlarına rağmen- kömür ve gazın, özellikle güvenilirliği ve yüksek talebi desteklemek amacıyla öngörülebilir gelecekte üretim karmasında önemli bir payı koruması bekleniyor."Entegre Çözümler ve Politik Kararlılık
Bruegel, genel olarak yenilenebilir enerji ve depolamanın hızla ölçeklense de Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin, enerji karmasındaki fosil yakıt katılımını minimize etmek için entegre çözümler üzerinde birlikte çalışması gerektiğini değerlendirdi. Şebeke yatırımları ve esneklik teknolojilerinin arz darboğazlarını önlemek ve büyük ölçekli yenilenebilir enerji entegrasyonunu sağlamak için mutlak öneme sahip olduğunu vurguladı:
"İletim ve dağıtım ağlarının güçlendirilmesi ve akıllı hale getirilmesi, yeni yenilenebilir kapasitenin devreye alınması, sıkışıklık, kısıntı ve bağlantı gecikmelerinin azaltılması için bir ön koşuldur."Dijitalleşme, gelişmiş tahminleme ve yapay zeka tabanlı şebeke yönetiminin sistem verimliliğini önemli ölçüde artıracağını belirten Bruegel, bu unsurların tek başına itici güç değil, kolaylaştırıcı olduğunu ifade etti. Bunların yaygınlaşmasının net sıfır hedeflerine yönelik net bir siyasi kararlılığa ve hem hükümetlerin hem de özel yatırımcıların sürekli finansal katılımına bağlı olduğunu sözlerine ekledi:
"Üretim tarafına odaklanan uzun vadeli politika kesinliği ve yeterli sermaye tahsisi olmadan, en gelişmiş esneklik teknolojileri bile arz darboğazlarını önlemek için yeterli olmayacaktır."