ABD'nin Bilişsel Savaş Stratejisi: Yapay Zeka ve Sosyal Medya ile Jeopolitik Manipülasyon
ABD'nin Bilişsel Savaş Stratejisi ve Yapay Zeka

ABD'nin Bilişsel Savaş Stratejisi: Yapay Zeka ve Sosyal Medya ile Jeopolitik Manipülasyon

Uluslararası güvenlik uzmanı Dr. Emine Çelik, ABD'nin açık bir şekilde "bilişsel harp" kapasitesini geliştirdiğini vurguluyor. Bu kapasite, salt Pentagon bağlantılı olmamakla birlikte, META, X ve Google gibi ABD menşeili teknoloji şirketleri, özel sektör, kamu kurumları ve askeri yapıların etkileşimli bir ekosistemi şeklinde tasvir ediliyor.

Yapay Zeka Destekli Psikolojik Operasyonlar

Çelik, olası kullanılan yapay zeka destekli araçlarla birlikte ilk olarak deepfake videolar ile krizler meydana getirilip, ardından sosyal medya bot ağlarının devreye sokulmasıyla hedefli psikolojik operasyonların düzenlendiğini belirtiyor. 28 Şubat itibarıyla "Operation Epic Fury" isimli operasyonla başlatılan saldırılar akabinde, dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın İran halkına yönelik "Özgürlüğünüzün saati yaklaştı" ve "Hükümetinizi ele geçirin" söylemi, dijital alanın jeopolitik olarak araçsallaştırılmasına çarpıcı bir örnek teşkil ediyor.

Ayrıca, İran vatandaşlarına yönelik gönderildiği iddia edilen hedefli kısa mesaj kampanyaları, CIA'in resmi X hesabından Farsça yayınlanan ve CIA ile güvenli iletişim kurma yollarının paylaşılması, Telegram üzerinden İran'ın kritik bölgelerine dair görsel ve videoların CIA'e iletilmesine yönelik mesajlar, bu bilişsel operasyonların bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Yapısal Avantaj ve Güç Çarpanları

Küresel ölçekte sosyal medya platformlarının büyük ölçüde ABD merkezli olması, Washington'a yapısal bir avantaj sağlıyor. Bunun yanında:

  • Yüksek hesaplama kapasitesi,
  • Büyük veri analitiği,
  • Özel sektör–savunma sanayi entegrasyonu,

ABD'nin bilişsel savaş alanındaki en önemli güç çarpanları arasında gösteriliyor. Bu bağlamda, ABD'nin İran'a karşı yapay zeka destekli araçları; iç kamuoyunda rejimin kırılgan olduğu algısını oluşturma, elit bölünmesi söylemlerini güçlendirme ve protesto çağrılarını görünür kılma amacıyla kullanıldığı gözlemleniyor.

Sonuç olarak, META, X gibi sosyal medya şirketlerinin salt iletişim aracı olarak değil, veri yoğunluğu nedeniyle birer jeopolitik güç enstrümanı haline geldiği ifade ediliyor.

Proje Maven Kullanıldı mı?

ABD'nin, İran'ın üst düzey yöneticilerini izlemek için yapay zeka entegreli sistemleri kullandığına dair öngörüler mevcut. Özellikle Maven Projesi ve Mosaic Sistemi bunlar arasında en bilinenleri. Proje Maven; başlangıçta Google tarafından yönetilen, Orta Doğu'da faaliyet gösteren ve ABD'ye ait insansız hava araçları (IHA) tarafından üretilen büyük miktardaki veriyi işleyebilecek sistemleri geliştirmeyi amaçlıyordu.

Maven'in temel çalışma prensibi, IHA gözetleme görüntülerinden askeri hedefleri otomatik tanımlamak ve operasyonel müdahale için komutanlara iletilecek verileri sağlamaktı. Palantir şirketiyle Proje Maven'ın modernizasyonunun gerçekleştirilmesinin akabinde, Maven'ın Irak ve Suriye'de kullanılarak ABD askeri istihbarat çalışmalarına önemli destek sağladığı belirtiliyor.

Gelinen noktada ise Maven'ın, insan analistlerin incelemesi için gizli askeri varlıkları ve sığınak girişlerini otomatik olarak tespit edebilme kabiliyetine ulaştığı görülüyor. Böylelikle, ABD'nin dünyanın birçok yerinde uydu ve IHA görüntülerinden elde edilen devasa veriyi işleyen yapay zeka programı Maven'ı kullanarak İran'a yönelik saldırılarında nokta atışı hedeflemeler gerçekleştirdiği düşünülüyor.

İlaveten, Maven'ın yapay zeka destekli araçlarla radar verilerini ve sinyallerini işleyerek gizli yer altı sığınak ağlarını haritalayabileceği ifade ediliyor. Bu bağlamda, İran'a yönelik düzenlenen hava saldırısında Maven'ın kullanıldığına dair analizler mevcuttur.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Mosaic Sistemi: Bir Savaş Hazırlığı mıydı?

İsrail ile İran arasında 2025 Haziran'ında yaşanan 12 günlük savaşta, gölge casusluk teknoloji firması olarak bilinen Palantir tarafından geliştirilen Mosaic platformunun oynadığı rol, yapay zeka entegreli sistemlerle İran'ın nasıl manipüle edildiğini ortaya koydu.

Bilindiği üzere, Obama döneminde ABD ile İran arasında imzalanan Ortak Kapsamlı Eylem Planı'yla birlikte Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), İran'ın nükleer tesislerine engelsiz erişim sağladı. Bu erişimle birlikte, İran'ın nükleer silah geliştirmediğinden emin olunmasına dair gözlemler yapıldı. Süreçte, tesisler hakkında ve içinde, gözetleme kamerası görüntüleri, ölçüm verileri ve belgeler dahil çok miktarda veri toplandı.

Mosaic platformu, IAEA'nın İran'daki doğrulama misyonu adına "analitik çekirdek" ve "tercih edilen platform" görevi üstlendi. Platform, sosyal medya akışları ve uydu fotoğrafları da dahil olmak üzere dünya çapında yaklaşık 400 milyon "dijital nesneden" verileri analiz etti.

Mosaic'in sadece IAEA tarafından toplanan belgeleri değil, Mossad tarafından çalınan on binlerce hassas dosyayı da toplu olarak incelemekle görevlendirildiği iddia edildi. Ayrıca, gizli bilgilerin veri tabanları haritalarına dönüştürülerek İran'daki nükleer faaliyetler için kullanılan yerler, çalışan kişiler ve materyaller arasındaki bağlantıları görselleştirmede yardımcı olduğu da iddialar arasında.

Bu bağlamda, saldırılarda Mosaic tarafından oluşturulan verilerle İsrail'e ve ABD'ye, nükleer geliştirmede çalışan bilim insanları ve tesislere giriş yetkisi olan üst düzey yetkililerin isimlerinin verilmiş olabileceği sorgulanıyor. Nitekim, nükleer bilim insanları, Devrim Muhafızları komutanları ve üst düzey İranlı yetkililere yönelik suikast dalgası, bu sorunun cevabı niteliğinde görülüyor.

Çatışma Mimarisinde Üstünlük Kimde?

ABD'nin üstünlüğünün doğrudan propaganda üretiminden değil, küresel dijital altyapının ana aktörü olarak kabul edilen META, X ve Google gibi teknoloji odaklı şirketlerin merkezinde bulunmasından kaynaklandığı ve dolayısıyla bilişsel savaşta bir adım önde olduğu ifade ediliyor.

Operation Epic Fury saldırısında da algı yönetimi, elit bölünmesi söylemi ve rejim kırılganlığı anlatısıyla bilişsel zemin hazırlığı gerçekleştirilebileceği belirtiliyor. Bot ağlar, hedefli içerikler ve deepfake görselleriyle dijital yoğunlaştırma yapılabileceği vurgulanıyor.

21. yüzyıl çatışma mimarisinde artık üstünlüğün; toprağı değil, zihni kontrol edebilen aktörün elinde şekillendiği sonucuna varılıyor. Bu durum, modern savaş stratejilerinde teknolojik ve psikolojik faktörlerin giderek daha kritik bir rol oynadığını gösteriyor.