ERHAN AFYONCU, Sultan Abdülaziz'in ölümünün intihar değil cinayet olduğunu kaleme aldı. 7 Haziran 2026 Pazar günü, Sultan Abdülaziz'in öldürülmesinin 150. yıldönümünde, tarihçi önemli iddialarda bulundu.
Sultan Abdülaziz'in Tahttan İndirilmesi ve Ölümü
1876 yılında bir darbeyle tahttan indirilen Sultan Abdülaziz, beş gün sonra yatağında ölü bulundu. Dönemin yetkilileri sultanın intihar ettiğini söyleyerek olayı örtbas etmeye çalıştı. Ancak yapılan araştırmalar ve ortaya çıkan yeni kaynaklar, padişahın aslında darbeciler tarafından katledildiğini ortaya koydu.
Şehzade Abdülaziz, ağabeyinin ölümünden sonra 25 Haziran 1861'de, 31 yaşında Osmanlı tahtına geçti. Tahta çıktığında kendisinden büyük beklentiler vardı; özellikle ülkeyi dış borç batağından kurtarması isteniyordu. Yeni sultan, Tanzimat'la başlayan reformları sürdürdü ve hükümdarlığının ilk yılları başarılı geçti. Ancak 1871'den sonra işler kötüye gitmeye başladı.
İlk Modern Darbe
1875'te dış borçlar ödenemediği için Osmanlı İmparatorluğu mali açıdan iflas etti. Balkanlar'da Osmanlı aleyhtarı hareketler artarken, ekonominin kötüleşmesini fırsat bilen Hüseyin Avni Paşa, Mütercim Rüşdü Paşa, Midhat Paşa, Hayrullah Efendi, Kayserili Ahmet Paşa ve Süleyman Paşa, hükümdara karşı bir cunta kurdular. İstanbul medreselerindeki talebeler kışkırtılarak 10 Mayıs 1876'da dersleri boykot edip gösteriler yapmaları sağlandı. Ulemanın ileri gelenleri de göstericilere katıldı. Sultan Abdülaziz, şeyhülislam ile sadrazamın azlini isteyen göstericilerin taleplerini kabul ederek Mütercim Rüşdü Paşa'yı sadrazam, Hüseyin Avni Paşa'yı serasker ve Hasan Hayrullah Efendi'yi şeyhülislam olarak atadı. Gösteriler sona erdi ancak yönetime gelen grup, padişahı tahttan indirmek için faaliyetlerini sürdürdü.
Fetva Emini Halil Efendi'den padişahın tahttan indirilmesi için fetva alan cunta, 30 Mayıs 1876'da darbeyle Abdülaziz'i tahttan indirdi ve yerine Beşinci Murad'ı padişah yaptı. Sultan Abdülaziz, tahttan indirildikten sonra ağır hakaretlere maruz kaldı. Bu hakaretler yalnızca kendisine değil, annesine ve eşlerine de yapıldı. Sultana kaşık, terlik gibi günlük basit ihtiyaçları bile verilmedi.
Sultanın Ölüm Korkusu
Abdülaziz'in tahttan indirilmesinden sonraki birkaç gün, kendisi için tam anlamıyla bir felaket oldu. Önce ailesiyle birlikte Topkapı Sarayı'na gönderilip orada yaşamaya zorlandı. Topkapı Sarayı, eski sultana Osmanlı padişahlarından bazılarının maruz kaldıkları kanlı akıbetleri hatırlatıyordu. Asrın başlarında Üçüncü Selim ve Dördüncü Mustafa sarayda feci şekilde öldürülmüşlerdi. İlginç bir şekilde, Üçüncü Selim'in öldürüldüğü daire şimdi Sultan Abdülaziz'e tahsis edilmişti. Gururlu ve hisli bir kişi olan Abdülaziz, Topkapı Sarayı'na ihtilalciler tarafından öldürülmek için getirildiğine inanıyordu. Bu nedenle Beşinci Murad'a bir mektup yazarak başka bir saraya naklini istedi. Abdülaziz, 2 Haziran 1876 Cuma günü Ortaköy'deki Feriye Sarayı'na nakledildi ancak ölüm korkusundan kurtulamadı.
Annesi, sultana moral vermek için "Ne merak ediyorsun, azil erkekler içindir, biz de elbette bir surette geçiniriz" dedi. Abdülaziz ise "İki padişah bir memlekette olur mu? Beni tahtımdan indirmeleri elbette öldürmek içindir" diye cevap verdi. Valide Sultan da oğlunun öldürülmesinden endişe ediyordu ancak "Tanzimat'ın ilanından sonra böyle olaylar artık meydana gelmiyor. Merak edilecek bir şey yoktur. Allah'a tevekkül edin" diyerek oğlunu teselli etmeye çalıştı. Abdülaziz kızgın bir şekilde "Ne olacağını yakında görürsün" dedi.
Tertip Sonucu Öldürüldü
4 Haziran Pazar sabahı, Abdülaziz'in odasına gelenler, eski padişahı bilekleri kesilmiş halde kanlar içinde yerde buldular. Bir anda çığlıklar yükseldi, saray halkı bağırıp çağırarak ağlamaya başladı. Olay yerine ilk gelen kişilerden biri ilginç bir şekilde Hüseyin Avni Paşa oldu. Saraya gelip duruma el koyarak etrafa emirler yağdırmaya başlamıştı. Kadınları susturan Hüseyin Avni Paşa, cenazenin sarayın yanındaki karakola taşınmasını emretti. Perdeyle karakola taşınan sultanın bu esnada canını henüz teslim etmediği rivayet edilir.
Sultan Abdülaziz'in cesedini incelemek üzere gelen doktorlar, iyi bir tetkik yapmadılar. Sadece sultanın kesik bileklerine bakan 19 doktor, Fahri Bey'in anlattıklarına dayanarak hadisenin intihar olduğuna karar verip raporu imzaladılar. Ancak yapılan araştırmalara göre Sultan Abdülaziz'in Hüseyin Avni Paşa'nın bir tertibi sonucu öldürüldüğü kuvvetli bir ihtimaldir. Nitekim yeni yayınlanan, Sultan Abdülaziz'in oğlu Halife Abdülmecid'in hatıralarına göre darbe hanedan içindeki çekişmelerden dolayı meydana gelmiş ve padişah katledilmişti.
Sultanın cesedi Topkapı Sarayı'na nakledilip yıkandıktan sonra alelacele Cağaloğlu'ndaki Sultan Mahmud türbesine defnedildi. Sultan Abdülaziz'in ölümü halk arasında büyük üzüntü yarattı. Padişah hakkında mersiyeler yazıldı, türküler yakıldı. "Seni tahttan indirdiler/Üç çifteye bindirdiler/Topkapı'ya gönderdiler/Uyan Sultan Aziz uyan/Kan ağlıyor bütün cihan" türküsü herkesin ortak üzüntüsünü dile getirecek şekilde nesillerce söylendi.
Serasker Hüseyin Avni Paşa, Abdülaziz'in ölümünün başlıca sorumlusu kabul ediliyordu. Sultan Abdülaziz'in eşinin kardeşi Çerkes Hasan Bey, intikam için Hüseyin Avni Paşa'yı öldürdü. İkinci Abdülhamid döneminde 1881'de Sultan Abdülaziz'in katilleri olduğu iddia edilen kişiler yargılandı. Eski Sadrazam Midhat Paşa başta olmak üzere birçok kişi suçlu bulunup idam cezasına çarptırıldı. İkinci Abdülhamid, bütün idamları müebbet küreğe çevirdi ve mahkûmların cezalarını Taif'te çekmelerine karar verdi.
Babam Şehittir
Halife Abdülmecid Efendi, babasının hayatının cinayetle son bulduğuna inanmıştı. Murat Bardakçı'nın naklettiğine göre, Sultan Abdülaziz hakkında "intihar etti" diyenlerle selamı sabahı kesmişti. Sultan Abdülaziz'in başkâtibi Âtıf Bey'in kendisine bir nüshasını gönderdiği hatıratı dolayısıyla yazdığı 19 Temmuz 1917 tarihli cevabi mektupta, Âtıf Bey'i gerçeklerden bahsettiği için tebrik etmekte fakat babasının vefat sebebi konusunda hata yaptığını yazmaktadır: "...Pederimin son dakika-i hayatına gelince, büyük bir yanlışlık var. Tabiîdir ki, rivayete dayalı olan olaylar doğru olamaz. Zaten bütün dünyaya bu elem verici olayı tertip edildiği surette bildirilmesiyle maalesef henüz hakikat ortaya çıkamamıştır. Sevgili pederim hakanı mağfur Abdülaziz Han Hazretleri intihar etmemiştir, şehittir. Ben bu felaketin korkusuz şahidiyim. Ömrümün son anına kadar yaralı kalbimden o acı hatıratı bütün hakikatle muhafaza edeceğim."
Halife Abdülmecid Efendi'nin kendisinden 11 yaş büyük ağabeyi ve 1916'da bilek damarlarını keserek hayatına son veren veliaht Yusuf İzzeddin Efendi ise babasının canına kendisinin kıydığına, yani intihar ettiğine inanmaktaydı. Abdülmecid Efendi, mektubunda Yusuf İzzeddin Efendi'nin iddiasından da bahsetmekte ve ağabeyini suçlayarak "Bilmecburiye intiharına inanan bedbaht biraderim, bütün hastalığının verdiği cüretle ancak bir kolunu kesebilmekle hayat-ı bîsûduna (boş, faydasız hayatına) nihayet verebilmiştir" demektedir.
Vakanüvisin Gözünden Sultanın Katli
Dönemin tarihçisi Lütfi Efendi hadiseleri satır aralarında anlatır: "Bir müddetten beri sürgün yerlerinde oturan eski serasker Hüseyin Avni Paşa ile Şirvanî Rüşdü ve İsmail paşaların dönmelerine izin verilmiştir. Bu müsaade ileride meydana gelecek cinayetin zeminini hazırlamıştır. 'İyilik yaptığınız kişiden sakının.' Sadrazam Mahmud Nedim Paşa, birdenbire ikbal zirvesinden düşmesiyle birkaç gün önce Edirne valiliği ilan edilen Bağdat eski valisi Midhat Paşa, 31 Temmuz 1872 günü sadrazam oluverdi. Yukarıda döndükleri yazılan Hüseyin Avni Paşa ile Şirvanî'nin gelişlerinin ardından bu atamanın boş olmadığı hatırlara gelmişti ki gerçekte ne büyük felakete sebep olduğu sonradan anlaşılmıştır. Eski serasker Hüseyin Avni Paşa'ya daha önce verilmiş olan konak tekrar adı geçene iade edilmiştir. 'Hased-i kalb-i adüv lütufla olmaz zâil (Düşman kalbinin hasedi lütufla olmaz zail)'. Bahriye Nazırı Kayserili Ahmed Paşa, öteden beri arzuladığı ve aşırı derecede düşkün olduğu kaptanlık unvanına bedel 'Zırhlı Donanma-yı Hümâyûn Kaptanlığı' unvanına özel irade ile nail olmuş ise de özel arzusunun hemencecik hasıl olmadığı kin bağlamasına sebep olmuştur. Çünkü bu kötü ukdesi Sultan Abdülaziz merhumun tahttan indirilmesi meselesinde Hüseyin Avni Paşa ile birleşmesine sebep olmuştur. Bu iki nimet düşmanının işledikleri serkeşçe ve azgınca hareket kıyamet gününe kadar sövüp sayılmalarına sebep olmuştur. Allah intikam sahibidir. İkisinin de tez günlerde ne şekilde cezaya çarptırıldıkları insanların malumu olmuştur. Bir gün yanında bulunduğum vakit meclisi boş bulduğumdan hal' edilme olayına dair bilgisini sorduğumda, 'Biz Avni Paşa ile bir-iki seneden beri bu işi becermek emelinde idik' demesinin ardından kapıdan birisi göründüğünde konuşmasını kesmişti." (Lütfi Tarihi, cilt: 14-15)



