Dubai'nin Bölgesel Ticaret Merkezi Hayali Savaşla Sarsıldı
Afrika, Hint alt kıtası ve Batı'yı Körfez üzerinden birbirine bağlayarak bölgesel bir ticaret merkezi haline gelen Dubai, ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaştan derin bir şekilde olumsuz etkilendi. Savaş öncesinde bile Körfez'in iki yakasındaki ülkeler siyasi anlaşmazlıklar yaşasa da, Birleşik Arap Emirlikleri'nde özellikle Dubai emirliği, İran'la bir iş ortağı gibi çalışabiliyor ve ABD ambargolarına rağmen İranlılar ticari faaliyetlerini sürdürebiliyordu.
Statükonun Çöküşü ve Dubai'nin Bağımsız Politikaları
Her iki taraf da ticaret ve para akışının güvenliği için bu savaşa kadar statükoyu koruyabilecekleri bir ilişkiyi devam ettiriyordu. Bu noktada, Dubai emirliğinin iç işleyişiyle ilgili politikalarında, ülkenin başkenti ve dış politikaya yön veren Abu Dabi'den bağımsız karar alabildiğini vurgulamak gerekiyor. Ancak Abu Dabi'nin belirlediği dış siyasetin yörüngesi, diğer emirlikleri de doğal olarak etkiliyor.
Yemen Savaşı ile zaman zaman test edilen siyasi dengede, İran'la diplomatik ilişkilerin kopmaması için çaba gösteriliyordu. Fakat bugün gelinen noktada, bazı eşiklerin artık geri dönülemez şekilde aşıldığı açıkça görülüyor. Dubai hükümeti, petrol kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle turizm, ticaret, havacılık ve limancılık gibi sektörlerde bölgesel bir merkez olmaya odaklanmıştı.
Korona ve Savaşın Ekonomik Etkileri
Dünyanın dört bir yanından gelen yabancı işçiler ve yatırımcılarla başarılı bir ekonomik sistem kuran Dubai, Korona pandemisi ve Rusya-Ukrayna Savaşı ile sıcak para girişinde rekor seviyelere ulaşmıştı. Turizm ve gayrimenkul sektörleri tarihinin en parlak dönemlerini yaşıyordu. Ancak 28 Şubat'ta başlayan saldırılarla birlikte turizm ve bağlı sektörler durma noktasına geldi.
Lüks segment yatırımcılar ülkeden hızla çekilirken, savaşın ilk haftalarından itibaren pek çok sektörde işten çıkarmalar başladı. Sistem hızla çatırdamaya başlamışken, hükümet yıllarca emekle oluşturduğu güvenilir imajı korumak için sosyal medya kullanıcılarına savaşla ilgili paylaşımlar yapmaları halinde ağır cezalar uygulanacağını hatırlattı.
Sansür ve Toplumsal Bölünme
Yüksek cezalar burada yaşayanlar için yeni bir durum değil. Batılı lobi ve halkla ilişkiler şirketlerine kaynak ayırarak, emirlik aileleriyle ilgili skandallara ve küresel savaşlara rağmen imajını korumayı başaran BAE hükümeti, savaş öncesinde de ülke imajını zedeleyecek eylemlere sert cezalar veriyordu. Savaşa dair paylaşım yapanlara uygulanan cezalar, sosyal medya kullanıcılarını ikiye böldü.
Bazı kullanıcılar, İran'ın açık istihbarat kaynaklarından stratejik bilgilere ulaşmaması için saldırılarla ilgili paylaşımlara sansür uygulanması gerektiğini savunurken, diğerleri kişisel güvenlikleriyle doğrudan ilişkili olduğunu düşündükleri haber alma özgürlüklerinin kısıtlandığını iddia ediyor. Ne kadar sansür uygulansa da, saldırı haberleri fısıltı gazetesiyle, ekonomik sıkıntılar ise yükselen uğultusuyla duyulmaya devam ediyor.
Hürmüz Boğazı: Demokles'in Kılıcı
İran'ın Hürmüz Boğazı'nı bloke etmesi, bugün bölgenin petrol ticareti ve tedarik zincirini etkilese de, ateşkes sağlansa ve trafik yeniden başlasa bile, Hürmüz Körfez ülkelerinin üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallanmaya devam edecek. Çünkü Körfez ülkeleri bu süreçte, güvenliklerinin ve ekonomilerinin ne kadar kırılgan ilişkilere bağlı olduğunu, fikirlerinin alınmadığı bir savaşla acı bir şekilde tecrübe ettiler.
ABD'nin Denge Politikası ve İsrail'in Rolü
İsrail'in bölgesel hırsları doğrultusunda ABD'nin giriştiği bu macera, Körfez ülkeleriyle ilişkilerini yeni bir sınava tabi tutacak gibi görünüyor. ABD, bugüne kadar İran'ı hep Körfez Arapları için bir tehdit unsuru olarak sunarken, İsrail'i de bu tehdide karşı stratejik bir partner olarak pazarlayabiliyordu. Bu siyasetiyle ABD, okyanus ötesinden kendi çıkarlarını koruyabileceği bir denge politikası izliyordu.
Ancak ABD Başkanı Trump'ın bölge siyasetinde ipleri tamamen Tel Aviv'in eline vermesiyle, Washington uzun yıllardır koruduğu dengeyi bölgedeki Arap ülkelerinin aleyhine değiştirmiş oldu. Hürmüz'ün kontrolünün güçlü tarafında olması ve İran'ın statükoyu koruma gereği duymadan ticareti durdurabilme potansiyeli, bölge ülkelerini önümüzdeki süreçte alternatif rotalar aramaya itebilir.
İsrail'in Alternatif Rota Planları ve Bölgesel Etkileri
Bu alternatif rotanın, tüm bölgeyi istediği gibi şekillendirmeye çalışan Tel Aviv tarafından altın tepside sunulacak olması ise yeni bir gelişme değil. İsrail, dünya petrol ticaretinin yüzde 40'ını kontrol edecek iki yeni rota oluşturmaya ve bu rotaların merkezine kendini konumlandırmaya çabalıyor.
EastMed Hattı ve Tehlikeleri
İsrail'in Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Ürdün'den başlayıp, İsrail üzerinden Akdeniz'e ve oradan Avrupa'ya uzanan EastMed hattı, Körfez ülkeleri için petrol ticaretlerinin Hürmüz yerine İsrail'e bağımlı hale gelme riskini taşıyor. Bu hattın hayata geçebilmesi için İsrail, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki haklarını Yunanistan ve Güney Kıbrıs yönetimiyle birlikte ihlal etmeye çalışıyor.
Eilat-Aşkelon Boru Hattı ve Mısır'a Etkisi
Bölge siyasetini dizayn etmeye çalıştığı gibi, ticaret yollarını kontrol ederek küresel ekonominin iplerini eline geçirebilmek için İsrail'in hedeflediği diğer rota da Süveyş Kanalı'nı bypass edecek Eilat-Aşkelon Boru Hattı. Kanaldan gelecek gelirleri baltalayarak Mısır ekonomisini ciddi tahribata uğratma potansiyeli olan bu hattın önünde, İsrail için Gazze'yi kontrol edememesi gibi bir engel bulunuyor.
Önüne geleni yakıp yıkarak hedefine ulaşmaya çalışan İsrail'in planları, İran tehdidi nedeniyle Körfez ülkeleri için bir alternatif gibi öne çıkıyor. Bu süreçte, denize düşen Körfez ülkelerinin yılana sarılıp sarılmayacağını zaman gösterecek. Dubai'nin ticaret merkezi rüyası, savaşın gölgesinde sarsıntı geçirirken, bölgenin geleceği belirsizliğini koruyor.



