Ateşkes Masası Kuruldu, Sahada Cephe Derinleşti: Lübnan'ın İsrail Saldırganlığı Karşısındaki Zor Seçenekleri
ABD Başkanı Donald Trump'ın 16 Nisan 2026'da ilan ettiği Lübnan için 10 günlük ateşkes, bölgedeki gerilimi dondurmaya yetmedi. Ateşkes ertesi gün yürürlüğe girmesine rağmen, İsrail'in Güney Lübnan'daki askeri operasyonları ve Hizbullah'ın stratejik pozisyonu, sahada cephenin derinleştiğini gösteriyor.
ABD Arabuluculuğunda Doğrudan Müzakereler Başladı
Washington yönetimi, Lübnan ile İsrail arasında doğrudan müzakerelerin başlatıldığını duyurdu. İlk oturum, ateşkes ilanından iki gün önce ABD Dışişleri Bakanlığı binasında büyükelçiler düzeyinde gerçekleştirildi. Bu görüşmeler, Hizbullah ile İsrail arasında ilan edilen ateşkesin diplomatik bir sonuç olarak sunulmasına zemin hazırladı.
Ancak İran'la varılan ilk ateşkes anlaşmasına göre Lübnan cephesinin de bu kapsama dahil edilmesi gerekiyordu. İsrail ve ABD, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in açıkladığı anlaşmadaki bu maddeden geri adım atarak, Lübnan'daki savaş hattını İran dosyasından ayırmakta ısrar etti.
Hizbullah'ın Hesap Hamlesi ve İran Cephesinden Uzanan Savaş
ABD ile İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik başlattığı ortak saldırı, bölgesel dengeleri altüst etti. Saldırının ilk gününde İran lideri Ayetullah Ali Hamaney ile üst düzey askeri ve güvenlik isimlerinin hayatını kaybettiği haberleri, Beyrut’ta ve Hizbullah çevresinde "varoluşsal tehdit" algısını derinleştirdi.
Bu gelişme, Hizbullah’ın uzun süredir sürdürdüğü "kontrollü gerilim" politikasını terk ederek yeniden aktif çatışma hattına dönmesinde belirleyici oldu. Örgüt, 2 Mart 2026 sabahı Güney Lübnan’dan Hayfa’nın güneyindeki Meşmar el-Karmel füze savunma üssünü hedef alan roket saldırıları düzenlediğini açıkladı.
Hizbullah, bu saldırıyı yalnızca Hamaney suikastına "intikam" olarak değil, aynı zamanda "Lübnan’ı ve halkını savunma" doktrini çerçevesinde gerekçelendirdi. Bu hamle, İsrail’in 27 Kasım 2024 ateşkesinden sonra sahada kurmaya çalıştığı tek taraflı dengeyi bozmayı hedefliyordu.
İsrail'in Genişleme Politikası ve Gazze Modeli
İsrail, Kasım 2024 anlaşmasına rağmen saldırılarını sürdürdü ve Hizbullah’ın roket saldırılarını geniş kapsamlı bir savaş başlatmak için fırsata çevirdi. İsrail bu saldırı için yaklaşık beş askeri tümen yığdı ve açık hedefini ilan etti: Sınır ile Litani Nehri arasındaki bölgeyi tamamen işgal etmek ve Hizbullah’ı buradan nihai olarak çıkarmak.
İsrail daha önce defalarca, Lübnan hükümeti Hizbullah’ı Litani’nin güneyinden çıkarmayı ve silahsızlandırmayı başaramazsa bu işi kendisinin yapacağını söylemişti. Hizbullah’ın iki yılı aşkın savaş sürecinde aldığı ağır darbelere rağmen savaş kabiliyetini koruduğunu görünce Gazze modelini Lübnan’da tekrarlamaya yöneldi.
Litani’nin güneyindeki geniş alanları yaşanmaz bölge ilan eden İsrail, bir milyondan fazla Lübnanlıyı yerinden etti. Bazı köyleri tamamen yerle bir ederken, Beyrut’un güney banliyöleri, Bekaa ve ülkenin başka bölgeleri de bombardımandan nasibini aldı.
Lübnan'ın İç Siyasi Kırılmaları ve Devlet-Direnİş Arasındaki Sıkışma
İsrail, Hizbullah’ın askeri kapasitesini ve insan kaynağını hedef alan operasyonlarını sürdürürken, eş zamanlı olarak ABD ile birlikte Lübnan siyasi yönetimi üzerindeki baskıyı da artırdı. Bu baskının odağında Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ve 2025 başında Nevaf Selam liderliğinde kurulan hükümet yer aldı.
Amaç, Lübnan ordusunu doğrudan sahaya dahil ederek Hizbullah’ın silahsızlandırılması sürecini devlet eliyle yürütmek ve nihayetinde örgütün askeri kanadını hukuki olarak yasaklatmaktı. Lübnanlı siyasi analizlerde, bu sürecin yalnızca bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda ülkenin egemenlik tanımını ve güç dengelerini yeniden şekillendirmeyi hedefleyen kapsamlı bir dış müdahale olarak görüldüğü ifade ediliyor.
7 Ağustos 2025’te gerçekleştirilen hükümet oturumunda, ABD’li temsilci Thomas Barrack tarafından sunulan ve 27 Kasım 2024 ateşkesini kalıcı hale getirmeyi amaçlayan önerinin kabul edilmesi, bu baskının somut bir sonucu olarak değerlendirildi. Söz konusu planın, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına yönelik takvim içermesi Lübnan kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açtı.
Medya Cephesinde Ayrışma ve İç Fay Hatlarının Yeniden Açığa Çıkması
Savaş süreci boyunca bazı Lübnan medya organlarında öne çıkan söylemler, yalnızca Hizbullah’ı hedef alan eleştirilerle sınırlı kalmadı; İsrail’in ihlallerini görmezden gelen, hatta açık biçimde normalleşme ve stratejik yakınlaşma çağrıları yapan bir çizgiye evrildi.
Beyrut merkezli siyasi analizlerde ve yerel basın raporlarında, özellikle bazı televizyon kanalları ve köşe yazarlarının "Hizbullah’ın silahlı varlığının Lübnan’ı sürekli savaşa sürüklediği" tezini işleyerek, çözümün Batı eksenli bir güvenlik mimarisine entegre olmaktan geçtiğini savunduğu dikkat çekiyor.
Buna karşılık farklı medya grupları ve yorumcular ise İsrail’in saldırılarının ülkenin egemenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olduğunu vurgulayarak bu söylemleri "ulusal birlik fikrini zedeleyen ve dış müdahaleye alan açan bir dil" olarak nitelendiriyor. Bu karşıt medya anlatıları, kamuoyunun da keskin biçimde bölündüğünü ortaya koyuyor.
Hizbullah'ın Stratejik Okuması ve Ateşkesi Reddetmesi
Hizbullah, Washington’da yürütülen müzakerelerin sonuçlarını net bir dille reddederek, ortaya çıkan tabloyu İsrail’e verilmiş "bedelsiz tavizler" olarak tanımladı. Örgüt, herhangi bir ateşkesin İsrail’e Lübnan topraklarında serbest hareket alanı tanımasının kabul edilemez olduğunu vurgularken, bu tür düzenlemelerin ülkenin egemenliğini doğrudan zedelediğini savundu.
Özellikle İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri varlığını sürdürmesi, Hizbullah’a göre yalnızca mevcut çatışmayı değil, aynı zamanda "direniş hakkını" da meşrulaştıran temel bir unsur olarak öne çıkıyor. Buna karşın Hizbullah, resmi söyleminde ateşkese bağlı kaldığını dile getiriyor.
Kırılgan Denge ve Lübnan'ın İç Savaş Riski
Lübnan, bugün ABD’nin kendisini İbrahim Anlaşmaları hattına dahil etme baskısı ile İsrail’in Güney Lübnan’da nüfuz alanı oluşturma hedefi arasında son derece zorlu bir tabloyla karşı karşıya bulunuyor. Ülke önünde iki ağır seçenek beliriyor:
- Ya Hizbullah’ın altyapısını dağıtma ve silahsızlandırma gerekçesiyle İsrail saldırıları sürecek
- Ya da ABD-İsrail baskısıyla Hizbullah’ın zorla silahsızlandırılması girişimi, Lübnan’ı yeni bir iç savaşa sürükleyecek
Bu nedenle bugün Lübnan’da ulusal diyalog ihtiyacı her zamankinden daha acil hale gelmiş durumda. Çünkü İsrail’in, Lübnanlı güçleri birbirine kırdırma fırsatını elinden almak ancak böyle mümkün olabilir.
Bununla birlikte, Hizbullah’ın da artan iç ve dış baskılar karşısında silahını mutlak biçimde koruma kapasitesinin sınırlı olduğu gerçeğinin kabul edilmesi gerekiyor. Örgüt de bunun farkında görünüyor. Nitekim Hizbullah, "ulusal egemenliğin sağlanması ve fitnenin önlenmesi" temelinde, "Lübnan devletiyle işbirliğine açık olduğunu ve yeni bir sayfa açılabileceğini" dile getirmiş bulunuyor.
Sarı Hat Stratejisi ve Yeni Güvenlik Düzeni
45 gün süren yoğun çatışmaların ardından İsrail, Güney Litani bölgesinin tamamında tam kontrol sağlamayı başaramadı ve ABD baskısıyla ateşkesi kabul etmek zorunda kaldı. Ancak bu süreçte sahada fiili bir durum yaratarak "sarı hat" adını verdiği güvenlik kuşağını elinde tutmayı sürdürdü.
Lübnanlı güvenlik kaynaklarına ve yerel medya raporlarına göre bu hat, yalnızca askeri bir sınır değil; aynı zamanda sivillerin geri dönüşünü sınırlayan, bazı köylerin boş kalmasına yol açan bir "tampon alan" işlevi görüyor. Özellikle Nebatiye ve Sur hattında yaşayan birçok sivilin evlerine dönmesine izin verilmediği, bazı bölgelerde ise altyapının bilinçli şekilde kullanılamaz hale getirildiği ifade ediliyor.
Bu durum, sahada kalıcı bir demografik baskı oluşturulduğu yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor. Ateşkesle birlikte Lübnan hükümeti ile İsrail arasında doğrudan müzakere kanallarının açılması, sürecin yalnızca askeri değil aynı zamanda stratejik bir yeniden dizayn içerdiğini ortaya koydu.



