Yapay Zekâ ve İnternet: İnsanın Nesneleşme Tehlikesi ve Varoluşsal Tehdit
Yapay Zekâ İnsanı Nesneleştiriyor: Varoluşsal Tehdit

Yapay Zekâ Çağında İnsanın Nesneleşme Tehlikesi

İnternet ve yapay zekâ teknolojileri, hayatın neredeyse her alanını kuşatmış durumda. Her teknolojik gelişme insan yaşamını kolaylaştırırken, aynı zamanda görünmez bedeller de üretiyor. Ancak söz konusu internet ve yapay zekâ olduğunda, faydaya odaklanılırken bu bedeller çoğu zaman görmezden geliniyor. Yenilikleri sorgulamadan kabullenmek ve saf bir faydacılıkla hayatın parçası hâline getirmek, artık ayrıntı bile sayılmayan tehlikeleri sıradanlaştırıyor.

İnsanın Makineleşme Süreci

Daha rahat, daha hızlı ve daha teknolojik bir geleceğin bizi beklediği, işlerimizin yapay zekâ tarafından kolaylaştırılacağı anlatılırken; bu süreçte insanın önce gereksizleştiği, ardından değersizleştiği bir "nesneleştirme" sürecinden neredeyse hiç söz edilmiyor. Bugün sıkça yapay zekânın insan seviyesine ulaşacağı tartışılıyor. Oysa asıl mesele, yapay zekânın insan seviyesine çıkması değil; insanın yapay zekâ seviyesine indirilmesidir.

İnsanın giderek algoritmikleşmesi yani yapay zekâlaşması, onu duygu, anlam ve irade taşıyan bir özne olmaktan çıkarıp işlevsel bir makineye dönüştürüyor. Bu sürecin adı ne olursa olsun, sonuç değişmiyor: İnsanın makineleşmesi, yani nesneleşmesi. Bu geleceği kurgulayanların temel hedefi de tam olarak budur.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Nesnelerin İnterneti ve İnsanın Nesneleştirilmesi

Bugün nesnelerin interneti (IoT), yapay zekâ sistemlerine veri sağlayan bir altyapı olarak, "çığır açıcı" diye sunulan projeler ve uygulamalar üzerinden insanın nesneleştirilmesini fiilen mümkün kılıyor:

  • Akıllı şehirlerde sensörler ve kameralar aracılığıyla sürekli izlenen insanlar
  • Yapay zekâ destekli gözetim sistemleriyle davranışları analiz edilen kalabalıklar
  • Giyilebilir sağlık teknolojileri sayesinde bedensel işlevleri anlık olarak ölçülüp dijital kayda dönüştürülen bireyler
  • Mobil cihazlar üzerinden crowdsensing yani kitle algılama uygulamalarına veri sağlayan kullanıcılar

Bu örnekler birlikte düşünüldüğünde, nesnelerin internetinin artık yalnızca cansız varlıkları değil, insanı da erişilebilir, yönlendirilebilir ve optimize edilebilir bir nesne olarak teknolojik sistemin içine dâhil ettiği açıkça görülüyor.

Varoluşsal Bir Tehdit: Heidegger'in Uyarıları

Modern teknoloji eleştirisinin kurucu isimlerinden Heidegger'e göre, teknolojinin en büyük tehlikesi dünyayı yok etmesi değil; insanın kendi özünü unutup kendisini de bir "ham madde" olarak görmeye başlamasıdır. İnsan, her şeyin efendisi olduğunu sanırken aslında devasa teknolojik sistemin içindeki en "uysal" ve en "ikame edilebilir" parça hâline gelmiştir.

Bu bağlamda insanın teknoloji karşısında nesneleşmesi üç düzeyde okunabilir:

  1. Verileşme: İnsan davranışlarının ölçülebilir veri nesnelerine dönüştürülmesi
  2. Tahmin ve yönlendirme: Özgür iradenin algoritmik öngörülerle otomatikleştirilmesi
  3. Temsilin ikamesi: İnsanın sesinin, yüzünün ve düşünme biçiminin taklit edilebilir hâle gelmesi

Bu noktada nesneleşme yalnızca ekonomik değil, doğrudan varoluşsal bir tehdit olarak beliriyor.

Kıymetsizleştirilen İnsan ve Sınırların Çizilmesi

Geriye dönüp bakıldığında, Aydınlanma düşüncesiyle akıl mutlaklaştırılmış; Sanayi Devrimi ile bilim, hakikati açıklayan bir vasıta olmaktan çıkarılarak üretimi ve insanı yöneten bir otoriteye dönüştürülmüştür. Bu süreç, bugünün dijital dünyasının zeminini hazırlamış; varlık artık anlamın açığa çıktığı bir alan olmaktan çıkıp hesaplanabilir ve yönetilebilir bir kaynağa indirgenmiştir.

İnsanın nesneleşmesi, onun doğadaki herhangi bir varlık gibi araçsal bir değere indirgenip indirgenemeyeceği sorusunu zorunlu olarak gündeme getiriyor. Bugün insan bedenine çip yerleştirilmesi, biyometrik olarak sürekli izlenmesi ve bilişsel süreçlerine müdahale edilmesi birer ihtimal değil; farklı biçimlerde hayata geçirilmiş uygulamalardır.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Nesne Olmayı Kabul Etmek ve Umut Arayışı

Asıl büyük kırılma, insanın nesnelerden yalnızca biri olarak konumlandırılmayı içselleştirmesi ve kendisine bu yönde muamele edilmesine sessizce razı olmasıdır. Kölelik çağında köleye köle olduğunu fark ettirmek ne kadar zorsa, modern dijital çağda da bireyin kendisini hâlâ özgür ve karar verici bir özne sanması nedeniyle nesneleştirildiğini fark ettirmek o kadar zordur.

Buna rağmen insanın, bireysel ve toplumsal düzeyde nesneleşmeye rıza göstermeyip bir irade ortaya koyması, insanlık adına umudun hâlâ var olduğunu göstermeye yeter mi? İrade malum gücü önceler. Güç ise, konumuz gereği bilgi ve bilginin harekete geçmiş hâlidir. Bu iradenin ortaya konması gereken yer ise hayattır.

O hâlde soru açıktır: Biz kimiz? Ve neyi bekliyoruz? İnsanın kendi sınırlarını tayin etmesi mi, yoksa sınırları onun adına çoktan çizilmiş bir nesne olarak yaşamayı kabullenmesi mi?