Enstitü Sosyal'den 'Türkiye'de Demografik Eşik' Paneli: Doğurganlık ve Toplumsal Dönüşüm Tartışıldı
Enstitü Sosyal'den Demografik Eşik Paneli Gerçekleşti

Enstitü Sosyal'den 'Türkiye'de Demografik Eşik' Paneli: Doğurganlık ve Toplumsal Dönüşüm Tartışıldı

Enstitü Sosyal, 23 Ocak 2026 tarihinde "Türkiye'de Demografik Eşik" başlıklı önemli bir panel düzenledi. Panelde, Türkiye'nin doğurganlık eğilimleri küresel demografik dönüşüm bağlamında derinlemesine incelendi ve ülkenin içinde bulunduğu nüfus geçiş süreci masaya yatırıldı.

Demografik Eşik Kavramı ve Kritik Sorular

Etkinlik boyunca, demografik eşik kavramının Türkiye için ne ifade ettiği üzerinde duruldu. Katılımcılar, aşağıdaki temel sorulara yanıt aradı:

  • Demografi neden bu kadar önemli bir konudur?
  • Türkiye'de yaşanan süreç neden "demografik dönüşüm" yerine "demografik eşik" olarak tanımlanmalıdır?
  • Bu eşik hangi göstergeler üzerinden okunabilir?
  • Yalnızca doğurganlık oranlarına bakmak yeterli midir, yoksa başka kırılma noktaları da var mıdır?

Panelin moderatörlüğünü Enstitü Sosyal Toplum Araştırmaları Koordinatörü Dr. Selçuk Aydın üstlenirken, konuşmacılar arasında Nursen Tekgöz, Doç. Dr. Talip Yiğit ve Rumeysa Hafızoğlu yer aldı.

Küresel Bağlam ve Türkiye'nin Konumu

Dr. Selçuk Aydın, doğurganlıktaki küresel tabloya dikkat çekerek, Türkiye'nin seyrinin dünya ölçeğinden bağımsız düşünülemeyeceğini vurguladı. Güney Kore, Japonya, İran, Rusya ve Çin gibi farklı rejim ve refah düzeylerine sahip ülkelerde benzer demografik sonuçların ortaya çıkması, meselenin yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanamayacağını gösterdi.

Çin'in tek çocuk politikasından üç çocuk politikasına geçişi, demografik yönetişimin ne derece stratejik bir mesele haline geldiğine dair çarpıcı bir örnek olarak tartışıldı.

Göstergeler ve Karmaşık Dinamikler

Enstitü Sosyal uzman araştırmacılarından veri bilimci Doç. Dr. Talip Yiğit, doğurganlıktaki dönüşümü okurken hangi göstergelerin nasıl ele alınması gerektiğine dair bir çerçeve sundu. Demografik kırılımların tek bir nedene indirgenemeyeceğini, insani gelişmişlik, kentleşme ve yaşam endeksleriyle doğurganlık arasındaki ilişkinin dikkatle yorumlanması gerektiğini belirtti.

Yiğit, şu açıklamalarda bulundu: "Doğurganlığı sadece bireysel bir irade veya biyolojik bir sürecin sonucu olarak görmek yanıltıcıdır. Bu mesele, beden, zaman ve koşulların bir araya gelmesiyle oluşan karmaşık dinamiklerin bir bütünüdür. Çoğu zaman çocuk sahibi olmak isteyenlerin bu arzularını gerçekleştirememesi, bireysel tercihlerden ziyade yaşamın işleyişindeki yapısal engellerden kaynaklanıyor."

Algı, Deneyim ve Eğilim Üçgeni

Enstitü Sosyal Araştırmacısı Nursen Tekgöz, bugün demografik dönüşüm yerine "demografik eşik" demelerinin nedenini şu sözlerle açıkladı: "Demografik dönüşüm dediğimizde genelde yönü belli olan bir şeyden bahsediyoruz ama bugün Türkiye'de demografik dönüşümden daha ziyade, bir eşikten bahsediyoruz. Çünkü algı, deneyim ve eğilim arasında bir fark var."

Tekgöz, toplumsal düzeyde algının bütünüyle dönüşmediğini, insanların hâlâ evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya inandıklarını, ancak eğilim ve deneyim odağında durumun bu algıyla örtüşmediğini ifade etti. Ebeveynlerin ekonomik durum, zamansal baskı ve beklentilerden yakındıklarını belirtti.

Tarihsel Seyir ve Kültüsel Miras

Panelin son sunumunu yapan Enstitü Sosyal Araştırmacısı Rumeysa Hafızoğlu, Türkiye'de nüfus politikalarının tarihsel seyrini ve bugüne uzanan etkilerini ele aldı. Politikaların mı toplumu, toplumun mu politikaları belirlediği sorusu üzerinden, nüfus meselesinin yalnızca teknik bir alan değil, aynı zamanda güçlü bir siyasal ve söylemsel arka planı olan bir tartışma sahası olduğunu vurguladı.

Hafızoğlu, özellikle medyada 1960'lardan günümüze aileye, ebeveynliğe, çocuk sahibi olmaya dair söylemleri analiz ederek, ebeveynliğin bir yük ve zorluk olarak nasıl gösterildiğini yansıttı. "Bugün karşı karşıya olduğumuz demografik eşiğe bir günde gelmedik. Bu tablo, nesiller boyu aktarılan söylemlerin ve sistemli politikaların bir sonucu" dedi.

Gelecek Perspektifleri ve Değerlendirmeler

Katılımcılar, "demografik eşiği atlatmak mümkün mü, umut var mı?" sorusu etrafında, Türkiye'de doğurganlık tartışmasının hangi eksenlerde yeniden düşünülmesi gerektiğini değerlendirdi. Soru-cevap bölümünde ise doğurganlık çalışmalarının odağının ne olması gerektiği ve demografi/nüfus alanında çalışmak isteyenlere yönelik öneriler paylaşıldı.

Panel, Türkiye'nin demografik geleceğine ilişkin kapsamlı bir bakış açısı sunarak, konunun yalnızca sayısal verilerle değil, toplumsal, kültürel ve tarihsel boyutlarıyla da ele alınması gerektiğini ortaya koydu.