Kahire'nin Arka Sokaklarında Bir Gazze Hikayesi
15 Nisan 2026 Çarşamba günü, Kahire'nin Nasr bölgesinin arka sokaklarında mütevazı bir apartmana gidiyoruz. Girişte asılı duran ramazan süsleri, hayatın tüm zorluklarına rağmen ayakta kalan bir umudu simgeliyor adeta. Bizi kapıda, evin babası Abdurrahman Bey karşılıyor.
Suskunluğun Ardındaki Acı
Abdurrahman Bey'den, ailesinin Nisan 2024'te Mısır'a geçtiğini, anne-baba ve kardeşlerinin ise Gazze'de kaldığını öğreniyoruz. Kendisinin Gazze'deyken hemşire olduğunu anlatıyor, ancak sorularımıza verdiği cevaplar o kadar kısa ve tek cümlelik ki, detay anlatmasını rica etmek zorunda kalıyoruz. "Ancak bu kadar anlatabilirim. Fazlasını söylersem dağılırım" diyerek susuyor. O anda odadaki sessizlik, anlatılmamış acıların ağırlığını hissettiriyor.
Bir Annenin İtirafı
Tam o sırada eşi Nadin Hanım söze giriyor: "Ben konuşmak istiyorum." Onu dinlemeye başlıyoruz. "Evimizi, arabamızı bombalamada kaybettik. Eşimin çalıştığı hastane de kalmadı. Ne su, ne elektrik ne de gaz vardı. Paramız olduğu an ancak bebek maması alabiliyordum. Ben aç gezdim ama kızlarımı doyurdum. Kuzenlerimin hepsi şehit oldu, hepsi..." Burada duraklayıp, yanına gelip oturan ikiz kızlarını işaret ederek devam ediyor: "Ben beş yıl hamile kalamadım. Onlar doğduktan hemen sonra da bombalamalar başladı. Benim sebebim onlar. Buraya gelmemin sebebi de onlar. Şartlar hâlâ zor belki ama şu anda üç yaşındalar ve onlara iyi bir hayat sağlamak zorundayım."
Bizi uğurlarken sarılıyoruz ve eşini gösterip "Nasıl, ondan daha iyi konuştum, değil mi?" diyerek odadaki hüznü bir anda dağıtmayı başarıyor. Bu küçük espri, yaşanan tüm zorluklara rağmen ayakta kalma mücadelesinin bir yansıması gibi.
İki Anahtar, Bir Umut
Diğer ziyaretimizde ise 43 yaşındaki Meryem Hanım ile tanışıyoruz. Beş kızı ve bir oğlu var. Gazze'de göreceli iyi bir hayat standardında yaşarlarken, bir anda evsiz kalıp 40 kişiyle aynı evde yaşam mücadelesi verdiklerini anlatıyor.
Korku Dolu Geceler
Bombalamalarda küçük çocukları başta olmak üzere tek bir şilteye sığınarak geçirdikleri korku dolu geceleri anlatırken, gözleri uzakta bir noktaya dalıyor. "Şehadet nasibimizse hep birlikte olalım diye düşünüyordum" diyor. Sonra komşularından 27 kişinin şehit olduğunu ekliyor: "Melek de onlardan bıydı. O benim en yakın arkadaşımdı. Çocukluktan beri beraberdik. En mutlu anım, onların beni evlerine davet ettiği doğum günüydü. O gün çok eğlenmiştik." Acı bir tebessümle anlatıyor bunları.
80 Yıllık Mülteci Hikayesi
Tam o sırada odaya elinde koltuk değneğiyle Zeynep Hanım giriyor. Meryem Hanım'ın annesi olan Zeynep Hanım, Yafalı bir Filistinli. Nakba sırasında doğduğu evi terk etmek zorunda bırakıldığında sadece iki yaşındaymış. "80 yaşında beni tekrar mülteci yaptılar" diyor. "Ama bu sefer evimin anahtarını sakladım" diye de ekliyor.
Belki İsrail'den daha uzun süredir bu dünyada olan Zeynep Hanım değil ama onun 19 torunundan birisine yadigâr kalacak olan anahtarı görmek istiyoruz. Meryem Hanım da "Ben de anahtarımı sakladım" diyor. Böylelikle, bir halkın umudunu simgeleyen o iki anahtarla bu anı ölümsüzleştiriyoruz.
Yarın: Bebekler şehit olur mu?



