Esra Gün'ün Araştırması: Arabesk Müziğin Z Kuşağındaki Dönüşümü
Arabesk Müziğin Z Kuşağındaki Dönüşümü Araştırıldı

Arabesk Müziğin Z Kuşağındaki Dönüşümü Araştırıldı

Bilgi Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim Bölümü 4’üncü sınıf öğrencisi Esra Gün, dönem sonu bitirme projesinde Türkiye’nin en çok dinlenen müzik türleri arasında bulunan arabeskin geçmişten günümüze sosyolojik açıdan dönüşümünü detaylı bir şekilde inceledi. Gün, yapımcı Cengiz Erdem, müzisyenler Tarık İster ve Yavuz Hakan Tok ile gazeteci Mehmet Şimşek ile gerçekleştirdiği kapsamlı röportajlarda arabesk müziğinin topluma yansımasını ve günümüzdeki yerini ele aldı.

Arabeskin Z Kuşağı Üzerindeki Etkisi

Esra Gün’ün araştırmasının odak noktası, arabesk müziğinin Z kuşağı üzerindeki etkisini derinlemesine araştırmak oldu. Gün, bu çalışmasında gençlerin arabeski performatif açıdan mı dinlediği yoksa gerçekten benimsediğini mi ortaya koymaya çalıştı. Araştırmada, arabesk müziğin ‘yoz müzik’ olarak tanımlandığı dönemlerden itibaren dünyada ve Türkiye’de yaşanan tüm radikal değişimlere rağmen kültürel pratiklerle var olarak günümüze hangi şartlarla ve nasıl uzandığı sorgulandı.

Araştırmadan çıkan en çarpıcı sonuç şu oldu: “Arabesk müziği, hiçbir zaman ölmedi, toplumun bastırılmış bir hafızası olarak varlığını sürdürürken sınıfsal bariyerleri aştığı görüldü.”

Arabeskin Dijital Platformlardaki Yansımaları

Bugün TikTok arama çubuğuna ‘arabesk’ yazıldığında karşımıza sayısız video çıkıyor. Bu içeriklere göz attığımızda, arabeskin Z kuşağı için ironik bir betimleme aracı haline mi geldiği, yoksa gençlerin gerçekten bu tutkulu melankolide kendilerini mi buldukları sorusu gündeme geliyor. Popüler kültürün tüketim pratikleri ile duygusal ifade biçimlerinin iç içe geçtiği günümüzde, farklı toplumsal konumlardaki bireylerin arabeske yönelik ilgisinin sosyal medyada belirgin bir şekilde arttığına tanık oluyoruz.

Örneğin, Levent’te cam kuleli bir plazanın 20. katındaki ofisinde, son model bilgisayarının başındaki beyaz yakalının, gürültü engelleyici pahalı kulaklığından Müslüm Gürses’ten Paramparça dinlemesi artık sıra dışı bir durum olarak görülmüyor. Benzer şekilde, Beyoğlu’nun popüler rotaları arasındaki Asmalı Sakit ve Rumeli Meyhanesi gibi arabesk çalan eski nesil mekânların, yeni nesil üniversiteliler tarafından hıncahınç doldurulması, arabeskin eğlence kültürü içinde yeniden konumlandığının önemli bir işareti olarak değerlendiriliyor.

Spotify Verileriyle Desteklenen Geri Dönüş

Veriler, arabeskin ‘geri dönüşünü’ net bir şekilde gözler önüne seriyor. Dünyanın en popüler müzik platformu Spotify’ın Türkiye’deki kullanıcılara ilişkin paylaştığı verilere göre, 2019-2022 arasında arabesk türünün dinlenme oranı tam 4 kat arttı. 2019 yılı ile 2022 yılını kıyasladığımızda arabesk dinlemesinde yüzde 287’lik bir artış söz konusu. Ancak asıl şaşırtıcı olan, ‘arabeski kimin dinlediği’ sorusunun cevabı. Spotify verilerine göre bu yıl en fazla arabesk dinleyen yaş grubu, yüzde 46 ile 18-24 yaş grubu, yani bizzat Z kuşağı oldu.

Tarihsel Kökenler ve Toplumsal Dönüşüm

Arabesk kelimesi, Fransızca arabesque, İtalyanca arbesco gibi köklerden geliyor ve aslında ‘Arap tarzı bezeme’ anlamını taşıyor. Türkiye’de bu müziğin filizlenmesi, bir yasak ile başlıyor. Erken Cumhuriyet döneminde, radyolarda geleneksel Türk müziğinin yasaklanması, halkı ‘kendi sesini’ aramaya itiyor. İnsanlar radyoda alıştıkları kendilerine ait makamları duyamayınca frekansları Kahire Radyosu’na, Mısır’a çeviriyor. İşte o dönemde Mısır sineması ve Arap müziği, Türkiye’nin kültürel kodlarına sızmaya başlıyor.

1960’lar ve 70’lerde köyden şehre en kitlesel ve en zorlu göçlerin yaşandığı yıllarda, gecekondulara sıkışan, aidiyetsizliği iliklerine kadar hisseden, şehrin ışıltısını uzaktan izleyen kitlelerin tek sığınağı, tıpkı kendileri gibi arada kalmış ve yeni geldikleri kentin hiçbir kalıbına oturmayan, ‘melez’ ve ‘itilmiş’ o müzik oldu. 1970’lerin o sıkışmışlığında Orhan Gencebay sahneye çıktığında, aslında sadece bir müzik türü değil, bastırılmış bir duygu da kendine yer açıyordu.

Devletin Arabeskle İlişkisi ve ‘Acısız Arabesk’ Projesi

1980 darbesi ve sonrası, arabeskin kaderinde dikkat çekici kırılmalar yarattı. Bir yanda Ahmet Kaya, ‘sol arabesk’ olarak adlandırılabilecek bir çizgide, özgürlük mücadelesini müzikle harmanlayan bir tavırla ortaya çıktı. Diğer yanda ise Turgut Özal dönemiyle birlikte devletin arabeske mesafesi belirgin biçimde değişmeye başladı. Artık Anavatan Partisi mitinglerinde arabesk çalınıyordu.

1989’da Kültür Bakanlığı, arabeski kontrol altına almak amacıyla ‘Acısız Arabesk’ başlığı altında bir proje geliştirdi ve Hakkı Bulut’a resmen şarkı siparişi verdi. Bulut’un bestelediği Seven Kıskanır, o zamana kadar arabeske kapalı olan TRT ekranlarında yayınlandı. ‘Acısız Arabesk’ kavramı, yasaktan kabule geçişten çok, acının törpülenerek makul hale getirilmesi gibi duruyordu. Arabesk artık reddedilmiyor; ama olduğu haliyle de kabul edilmiyordu.

Günümüzde Arabesk ve Z Kuşağı İlişkisi

Besteci ve söz yazarı Tarık İster, arabeskin artık ‘marjinal’ bir alana sıkışmadığını net bir şekilde ifade ediyor. ‘Geçmişte Müslüm Gürses konserleriyle özdeşleştirilen o tek tip profil değişti’ diyen İster, ‘Bugün sosyete de o konserlere gidiyor, o şarkılardan haz alıyor’ şeklinde konuşuyor. İster’e göre bu aslında geç kalınmış bir farkındalık. Çünkü pop müziğin içinde, hatta Serdar Ortaç gibi ‘eller havaya’ yaptıran isimlerin bestelerinde bile her zaman bir arabesk damar vardı.

Yapımcı Cengiz Erdem de bu algı kırılmasında medyanın rolüne dikkat çekiyor. Tek kanallı TRT döneminde yasaklı olan, ‘istenmeyen’ ilan edilen arabesk, çok sesli medya düzeniyle özgürleşti. Erdem, Levent Yüksel’in bir konserinde eline sazı alıp Orhan Gencebay’dan Müslüm Gürses’e uzanan bir repertuvar yapmasını hatırlatıyor. ‘Eskiden yadırganırdı’ diyen Erdem, ‘Ama şimdi popüler müziğin en bilinen isimleri bunu yaptığında alkış alıyor’ ifadelerini kullanıyor.

Rap Müzik ve Arabesk Sentezi

Z kuşağının arabesk ile tanışması büyük oranda Rap üzerinden oluyor. Yakın tarihe kadar Rap piyasasında ‘Old School’cular ile yeni nesil arasında büyük bir gerilim vardı. Ancak bugün gelinen noktada, müzikal altyapılar gelişirken sözlerin sadeleştiği görülüyor. Şarkı süreleri kısalıyor, metaforlar azalıyor, anlatım ‘filtresiz’ bir hale geliyor. Aslında bugünün popüler Rap icrası ile on yıl önceki ‘Arabesk Rap’ arasında güçlü bir süreklilik var. İkisi de bir ‘kaybetmişlik’ ve ‘isyan’ zemininden besleniyor.

İade-i İtibar ve Gelecek Öngörüleri

Müzik yazarı Yavuz Hakan Tok, arabeskin yükselişini ‘iade-i itibar’ kavramıyla açıklıyor. Tok’a göre; ‘Bu topraklarda hor görülen, küçümsenen, kapı dışına itilen kim ve ne varsa, zaman içerisinde bağırlara basılmış, iade-i itibar kazanmıştır.’ Geçmişte eğitimli ve şehirli kesim arabesk dinlediğini saklardı; çünkü o müzikteki ‘kaybetmişlik’ plazadaki hayatına, üniversitedeki titrine yakışmazdı. Ne zaman ki Murathan Mungan’ın o meşhur Müslüm Gürses albümü geldi, işte o an arabesk ‘salon’a kabul edildi.

Tok, bugünkü ‘arabesk soslu rap’ şarkılarının içeriğine dikkat çekiyor. Sonuna kadar arabesk motiflerle süslü bir rap şarkısı, artık ezilmişlikten değil; lüks hayatlardan, gece kulüplerinden bahsedebiliyor. Yani arabeskin o ‘boynu bükük’ hali, rap’in ‘agresif ve talepkâr’ haliyle birleşmiş durumda.

Sonuç: Arabesk Ölmüyor, Kılık Değiştiriyor

Yavuz Hakan Tok’a göre bu ilgi geçici bir trend değil. ‘Çünkü doğduğumuz coğrafyaya ve genetik kodlarımıza mahsus bireysel melankoli, daha bebekten duyduğumuz ninnilerden, ezanlardan makamsal müziğe aşina kulaklarımız şarkılarda açık ya da saklı arabesk öğeleri sevmemizdeki en büyük etken. Yani ülkede her şey güllük gülistanlık olsa da, ekonomi düzelse de, biz arabeski yine severdik.’ Bu yüzden arabesk ölmüyor, sadece kılık değiştiriyor. Tıpkı popa, rock’a sızdığı gibi, gelecekte moda olacak herhangi bir türün içine de sızmaya, bizi o en savunmasız, en ‘damar’ yerimizden yakalamaya devam edecek.