Akademisyenliğin Gerçek Tanımı ve Güncel Sorunlar
Son dönemlerde yükseköğretim ile en az asgari düzeyde dirsek teması bulunan pek çok insanın kendi zihin dünyasında sorguladığı temel bir soru var: Akademisyen kimdir? Bakılan açıya göre herkes, olumlu ya da olumsuz kendince kendi tanımını oluşturmaya gayret etmektedir. Kişiye özel tanımları bir yana bırakıp ilgili literatürdeki tasvirleri derinlemesine irdelediğimizde karşımıza şu portre çıkıyor: Akademisyen, yükseköğretim kurumlarında öğretim faaliyetlerini profesyonelce gerçekleştiren, uzmanlık alanı ile ilgili kapsamlı araştırmalar yapan ve yapmış olduğu bu çalışmaları kaliteli yayınlara dökerek bulgularını bilimsel bir çerçeveye oturtan, elde etmiş olduğu veriler doğrultusunda, öğrencilere, insanlara, toplumlara, politikalara ve daha birçok alana ışık tutan önemli bir entelektüel figürdür.
Mevcut durumda bu tanımın tüm bileşenlerini fazlasıyla kendi bünyesinde içselleştirmiş çok iyi akademisyen hocalarımızın olduğunu vurgulamak gerekir. Onları tenzih ederek, tüm güzel sıfatları hak ettiklerini ifade edelim. Bu değerli akademisyenler, bilim dünyasına katkılarıyla öne çıkmaktadır.
Akademik Çeteler ve Yıkıcı Etkileri
Öte taraftan bu tanımın hiçbir boyutunu karşılamayan, gereksiz eylemleriyle gereksiz yer işgal eden akademisyen sıfatından uzak yüksek lisans ve doktoralı akademik hoyratların varlığı da aşikardır. Akademisyenlik; bilim dünyasına karşı konumlanan bir tavırdır, bir tutumdur. Makalelerin nicel sayılarındaki büyüklükte boğulmak veya kaybolmak değil, bilakis çalışmaların nitelikleriyle topluma sunduklarımızdır.
Akademisyenlik üç kuruş daha fazla ücret alabilmek adına bilim dünyasına ihanet etmek; yağmacı dergilerin kucağında kalitesiz ve niteliksiz yayınların altına imza atmak, akademik teşvik adlı iyi niyetli üretme politikasını bir ticarete çevirmek de değildir. Akademisyen makaleden makale üretip, akademik camiayı yayın çöplüğüne çeviren kişi değildir.
Akademisyenlik görev yaptığı birimi, bilim ve ilim irfanına göre değil de kendi siyasi, ideolojik duruşuna göre şekillendirmeye çalışan ve bunu meşru bir zemine taşımaya çalışan akademik çetelerin yaşam bulduğu mecralar değildir ve asla olmamalıdır. Akademisyenlik çalıştığı ortamı kaosa sürüklemek, asılsız ihbarlarla akademik unvanları birbirine kırdırmak değildir.
Akademisyen: Akil İnsan ve Entelektüel Dürüstlük
Akademisyenlik çaldığı her kapının arkasında odanın havasını ev sahibi tarafın ciğerine göre soluyan çok gönüllü biri asla değildir. Akademisyen öğrenciye karşı taciz, vicdanına karşı aciz, konumunu ve mesleğini ucuz gösteren bir zavallı olamaz. O, iş ile arkadaşlığı ayırt edebilen, işi ile kişisel duygularını birbirine karıştırmayan akil insandır.
Akademisyenlik, sınıfsal reflekslere takılan, kurumsal terbiyesi olmayanların ciddi manada deforme oldukları mecranın adıdır. Herhangi bir üniversiteye kendi elemanı, eşi, dostu, arkadaşı alınsın diye bilimsel etik ve ahlaktan uzak içeriklere sahip, jüri atama raporları yazan veya düzenleyen akademik dolandırıcıların icra ettiği mesleğe akademisyenlik denmez.
Peki gerçek anlamda akademisyen kimdir? Entelektüel dürüstlük, disiplinli düşünme, profesyonel davranabilme becerisi ortaya koyabilen, doğru olanda sabır ve sebat refleksini içselleştiren, dilinde tat kalbinde fesat olmayan kişidir. Akademisyen yapacağı yayınlarda, “Yaptığım veya yapacağım çalışmanın kime ne faydası var?” fikri sorumluluğunu taşıyan kişidir.
Akademisyenlik yürütülen çeşitli çalışmalarla sade, değerli ve öz olana varabilmektir. Akademisyen Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri'nin de ifade ettiği gibi “Ya göründüğü gibi olan ya da olduğu gibi görünen” karakterli duruşun adıdır. Bu duruş, bilim dünyasının temel taşını oluşturmalıdır.