Bursa Uludağ Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Celalettin Yanık, günümüzün en büyük tehditlerinden birinin "dijital kolonizasyon" olduğunu vurguladı. Yanık'a göre, geleneksel kolonizasyon araçlarının yerini artık sosyal medya platformları ve onların görünmez algoritmaları aldı. Bu yapılar, bireylerin düşünce ve davranışlarını şekillendirerek yeni bir kültürel tahakküm rejimi inşa ediyor.
Rıza Üretimi ve Sembolik Şiddet Mekanizması
Prof. Dr. Yanık, bu sürecin en tehlikeli yanının, bireylerin kendi rızalarıyla sisteme dahil olmaları olduğunu belirtiyor. Karşımızda zorlayıcı bir güç yok; tam tersine, beğenilme ve görünür olma arzumuzu kullanan sinsi bir mekanizma var. Algoritmalar, geleneksel kültürel sermayenin değerleri olan ağırbaşlılık, mahremiyet ve âlimliği tedavülden kaldırıyor. Yerine ise görünür olmayı, hızlı tüketimi ve sınırsız ifşayı yeni sembolik sermaye olarak dayatıyor.
Bu durum, bireyleri var olabilmek için yerleşik davranış kalıplarını (habitus) değiştirmeye zorluyor. Sosyal medyada kalıcı olmanın yolu, mütevazı duruşu terk edip dikkat çekici, kavgacı ve yüksek sesli bir profil çizmekten geçiyor. Zamanla bu yapay kuralları doğal sosyal kodlarımız gibi içselleştiriyoruz.
Dilin Çölleşmesi ve Yankı Odaları
Tahribatın bir diğer boyutu dil üzerinde yaşanıyor. Prof. Yanık, dijital pazarın Türkçenin derinliğini, tefekkür ve nezaket üslubunu değersizleştirdiğini söylüyor. Algoritmalar, nüansları, gri alanları ve uzun anlatıları cezalandırırken, kısalığı, hızı ve hazzı ödüllendiriyor. Bu da fikri bir çölleşmeye yol açıyor. Karmaşık duygu ve düşünceler, 15 saniyelik videolara veya emojilere sığdırılmaya çalışılıyor.
Bu lisanî erozyon, siyasi alanı da doğrudan etkiliyor. Algoritmalar, bizi farklı fikirlere açmak yerine, bizi onaylayanların bulunduğu "yankı odaları"na veya dijital gettolara hapsediyor. Bu modern kabileler, suni çatışmalar üreterek toplumsal fay hatlarını kaşıyor. Taraflar birbirine düştükçe platformlarda geçirilen süre artıyor ve bu da şirketlerin kârını büyütüyor. Yanık, bunun dijital çağın "böl ve yönet" stratejisi olduğuna dikkat çekiyor.
Çözüm: Oyunun Kuralını Değiştirmek
Peki bu dijital kolonizasyona karşı ne yapılabilir? Prof. Dr. Celalettin Yanık, sorunun bireylere "telefonu bırak" demekle çözülemeyecek kadar yapısal olduğunu vurguluyor. Karşımızda milyar dolarlık bütçeleri ve devasa veri setlerini yöneten bir güç var. Bu nedenle çözüm, onların kurallarıyla oynamak değil, kendi oyun sahamızı kurmaktan geçiyor.
Bu noktada "Milli Dijital Politika" bir varoluş meselesi haline geliyor. Çünkü algoritma, tarafsız bir matematiksel formülden çok, kodlanmış bir ideolojidir. Başka bir kültürel anlayışla kodlanmış algoritmalar, bizi sadece bir "veri yığını" veya "tüketici profili" olarak görür. Yanık, eğitimden ticarete, eğlenceden siyasete kadar dijital kodları kendi kodlarımıza dönüştürebilmenin ve "yerli algoritmalar" geliştirmenin hayati önem taşıdığını belirtiyor.
Sonuç olarak, 21. yüzyılın en değerli varlığı olan veriyi ücretsiz sunup karşılığında manipülasyon alan bir "kullanıcı" mı olacağız, yoksa kendi kaderini tayin eden bir "hâkim güç" mü? Prof. Dr. Yanık'a göre cevap, geliştireceğimiz kendi dijital kodlarımızda gizli.