Telefonla Uyuyanlar Dikkat: Uykusuzluk Zihinsel Çöküşe Götürüyor
Telefonla Uyumanın Zihinsel Riskleri

Gece yatağa girdikten sonra son bir kez telefonuna bakmadan uyuyamayanların sayısı giderek artıyor. Ancak bu görünüşte masum alışkanlık, uzun vadede ciddi zihinsel sorunlara yol açabiliyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, bu davranışın sadece uyku süresini kısaltmakla kalmadığını, beynin kendini onarma ve yenileme süreçlerini de sekteye uğrattığını belirtiyor.

Uykusuzluğun Zihinsel Etkileri: Beyin Sisi ve Duygusal Dengesizlik

Dr. Müge Yaşar, uykusuzluğun depresyon ve anksiyete gelişimindeki en güçlü risk faktörlerinden biri olduğuna dikkat çekiyor. İlişkinin iki yönlü olduğunu vurgulayan Yaşar, bozuk uykunun depresyon riskini artırdığını, depresyonun ise uykuya dalma güçlüğü ve sık uyanma gibi sorunlarla uyku düzenini bozduğunu ifade ediyor.

Telefon ışığına maruz kalarak uyumanın dinlendirici uykuyu bir lüks haline getirdiğini söyleyen Yaşar, gün boyu süren fiziksel ve zihinsel yorgunluğun arkasında çoğu zaman kaliteli uykunun eksikliğinin yattığını aktarıyor. Uyku, beynin pekiştirme, duygusal düzenleme ve toksinlerden arınma (Glimfatik Sistem) süreçleri için kritik öneme sahip.

Kalitesiz veya yetersiz uyku, dikkat, hafıza ve karar verme gibi bilişsel işlevleri bozarak kişinin kendini "beyin sisi" içinde hissetmesine neden oluyor. Ayrıca, duygusal dengesizliğe yol açarak kişiyi daha hassas, sinirli ve stresle başa çıkmada yetersiz hale getiriyor. Bu durum, zihinsel enerjinin hızla tükenmesine ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep oluyor.

Depresyon mu Tükenmişlik mi? Ayrım Zorlaşıyor

Dr. Müge Yaşar, depresyon ve tükenmişlik arasındaki sınırın giderek silikleştiğini belirtiyor. İki durumun sıklıkla birlikte görülebildiğini aktaran Yaşar, tükenmişliğin çoğunlukla iş yaşamıyla sınırlı olduğunu ve işten uzaklaşıldığında belirtilerin hafifleyebildiğini söylüyor.

Ancak yorgunluk, isteksizlik ve duygusal çökkünlük hayatın tüm alanlarına yayılıyor ve en az iki hafta sürüyorsa, bu durumun depresyon açısından değerlendirilmesi gerekiyor. Modern iş yaşamındaki yüksek performans beklentileri, belirsizlikler ve iş-özel yaşam sınırlarının kaybolması, hem yetişkinlerde hem de gençlerde duygusal tükenmeyi belirgin şekilde artırıyor.

Çözüm Yolu: Yorgunluk Haritası ve Üç Adımlı Tedavi

'Sürekli yorgunum' şikayetiyle başvuran bir kişide ilk adım, nedenin kapsamlı bir şekilde ortaya konması. Dr. Müge Yaşar, "yorgunluk haritası" adı verilen bütüncül bir değerlendirme yaklaşımının iyileşmenin yolunu gösterdiğini ifade ediyor.

Bu harita, ayrıntılı bir psikiyatrik görüşme ile duygu durumu, kaygı düzeyi, uyku düzeni, iş yaşamı, stres faktörleri ve travma öyküsünün değerlendirilmesiyle oluşturuluyor. Anemi, tiroit bozuklukları veya vitamin eksiklikleri gibi tıbbi nedenlerin de mutlaka dışlanması gerekiyor.

Elde edilen bu haritaya göre üç adımlı bir tedavi süreci planlanıyor:

  • Yaşam Tarzı Düzenlemeleri: Uyku hijyeni, dijital detoks ve düzenli fiziksel aktivite zihinsel tükenmişliği azaltmada temel rol oynuyor.
  • Psikolojik Becerilerin Güçlendirilmesi: Duygusal düzenleme, stresle baş etme ve sağlıklı sınırlar koyma becerileri üzerine çalışılıyor. Farkındalık ve nefes egzersizleri kaygı döngüsünü kırmaya yardımcı oluyor.
  • Tıbbi Müdahale: Depresyon, anksiyete veya panik atak gibi durumlar eşlik ediyorsa, uygun tıbbi tedaviler planlanıyor.

Dr. Yaşar, sınır koyma becerisinin, dijital uyaranların sınırlandırılmasının ve enerjiyi merkeze alan bir zaman yönetiminin, kronik yorgunlukla bilimsel olarak kanıtlanmış mücadele yöntemleri arasında yer aldığını vurguluyor. Uzun süren yorgunluk ve ruhsal belirtilerin mutlaka bir ruh sağlığı uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.