Gazze'de devam eden insanlık dramının en güçlü seslerinden biri olan gazeteci Ruwaida Amer, hem mesleki duruşu hem de yaşadıklarıyla dünyanın vicdanına sesleniyor. Çocuk yaşta tanık olduğu yıkım, onu gazeteciliğe adanmış bir hayata sürükledi. Amer, bugün yaşananları 'soykırım' olarak nitelendirerek, ateşkes sürecini bile bu trajediyi perdelemeye yönelik bir girişim olarak yorumluyor.
Bir Gazetecinin Doğuş Hikayesi: Enkazdan Doğan Ses
Ruwaida Amer'in gazetecilik serüveni, 2000 yılı Ramazan Bayramı gecesinde İsrail ordusunun evini ve mahallesini buldozerlerle yerle bir etmesiyle başladı. O zamanlar sadece sekiz yaşında olan Amer, enkazın üzerine oturmuş, etrafındaki yabancı gazetecileri izlerken içinde bir ses filizlendi. "Gazeteci olmayı seçmedim; çocukluğumda evim yıkıldığında bu kader bana seçtirildi" diyen Amer, yaşadığı travmanın kendisini bu mesleğe mecbur bıraktığını ifade ediyor.
Üniversitede biyoloji eğitimi almasına rağmen, içindeki haksızlıkları anlatma arzusuna karşı koyamadı. "İçlerindeki duyguları dile getiremeyen çocukların sesi olmak istiyordum" diyerek motivasyonunu açıklıyor. Bu karar, onu Gazze'nin en ön saflarında, gerçeğin peşinde koşan bir isim haline getirdi.
Savaşın Ortasında Üçlü Kimlik: Gazeteci, Öğretmen, Sivil
7 Ekim sonrasında başlayan yoğun saldırılarda Amer, üç farklı kimliğiyle hayatta kalma savaşı verdi: bir gazeteci, bir sivil ve bir öğretmen. Sürekli yer değiştirerek olayları takip etti, hikayeler çekti ve belgeseller üretti. Ancak öğretmenlik yaptığı, "ikinci evim" dediği okulun bombalanmasıyla birlikte 10-13 yaşlarındaki üç öğrencisini kaybetti. Bu kayıp, onun için tarifsiz bir acı oldu.
Mesleğini icra ederken defalarca ölüm tehlikesi atlatan Amer, yakın meslektaşlarını da yitirdi. 25 Ağustos'ta İsrail'in Nasser Hastanesi'ne düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden gazeteci Maryam Abu Daqqa da bu isimlerden biriydi. Ailesinin endişelerine rağmen görevini sürdüren Amer, "İki yıl boyunca böylesine büyük bir adaletsizliğe tanıklık ettiğime hâlâ inanamıyorum" diyerek yaşadığı zorlukları özetliyor.
İnsanlık Onuruna Hakaret: Açlık ve Yıkım
Ruwaida Amer, yaşananları net bir dille soykırım olarak tanımlıyor. On binlerce sivilin öldürüldüğünü, aile kayıtlarının silindiğini vurguluyor. İsrail ordusunun yüzlerce gazeteciyi hedef alarak Gazze'yi dünyadan izole etmeye çalıştığını düşünüyor ve "Gazze hakkında konuşmayı asla bırakmayacağım" sözleriyle kararlılığını gösteriyor.
Bombardıman sırasında kendi evlerinin de hedef alındığını anlatan Amer, o anları şöyle tarif ediyor: "O sesi hiç unutamıyorum. Ruhum sanki asılı kaldı. Saniyeler saatler gibi geçti. Evin tavanı delindi ve herkes çığlık atıyordu."
Ancak fiziksel yıkımın yanı sıra, insan onurunu zedeleyen başka bir gerçekle de yüzleştiler: açlık. Amer, çoğu zaman bir lokma yiyecek bulamadıklarını, hayvan yemi tüketmek zorunda kaldıklarını ifade ediyor. Bu durumu, "insanlık için aşağılayıcı bir deneyim" olarak nitelendiriyor. Annesinin açlıktan bitkin düştüğünü, kuzeninin ise bir deri bir kemik kaldığını ekleyerek durumun vahametini gözler önüne seriyor.
Ruwaida Amer'in hikayesi, Gazze'de yaşananların sadece bir istatistikten ibaret olmadığının canlı kanıtı. Enkaz üzerinde sessizce oturan o küçük kız, bugün dünyanın dört bir yanına hakikatin sesini ulaştırmak için mücadele ediyor. Onun ve onun gibi sayısız insanın tanıklığı, bu karanlık dönemin unutulmaması için bir belge niteliği taşıyor.